Tekden Kayseri Hastanesi

Kalp Cerrahisi Ünitesi



Kardiyoloji Ünitesi

Tekden Hastanesi Kardiyoloji Ünitesi

Kalp hastalıklarının bütün dünyada birinci sırada ölüm nedeni olduğu bilinmektedir. Kardiyoloji Ünitemizde bu bilinçle hizmet vermektedir. Bu alanda uzman hekimlerimiz ve personelimizin sunduğu hizmetler, ileri teknoloji ürünü modern donanımla desteklenmektedir.

Güçlü Kardiyoloji Uzman Ekibi :

(Eko, anjio özellikle balon uygulayabilen Kardioloji Servisi) Tekden`de 1 Profesör ve 6 Kardiyoloji Uzmanı görev yapmaktadır.
Hastanemiz Kardiyoloji Polikliniğinde 1 profesör 6 uzman doktor, 2 kalp cerrahı, ve 2 anestezi uzmanı tam gün hizmet vermektedir. Kalp hastalıklarının teşhis ve tedavisinde, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, konvansiyonel efor testi, ekokardiyografi, holter(Kalp ritmi izleme) ve diğer tüm cihazlar gibi imkanların eşliğinde hemen tüm kalp sorunlarınıza çağımızın teknik ve bilimsel ortamına paralel bir şekilde çözüm bulmaya çalışmaktayız.
Hastanemiz Kardiyoloji Polikliniğinde, kalp hastalıklarının tanı ve tedavisi için gerekli her türlü muayene, inceleme ve laboratuvar tetkikleri yapılabilmektedir. Özellikle toplumda sık görülen hipertansiyon ve yüksek kolestrol hastalıklarının tespiti, hastaya özelleştirilmiş bir tedavinin planlanması ve hastaların uzun dönemde takibi için "Hipertansiyon" üniteleri bulunmaktadır.
Tüm bu teknik ekipman ve imkanları saygı, sevgi ve bilgiyle yoğurmaya çalışan kadromuzla size en iyi hizmeti vermenin gururunu yaşıyoruz ve yaşayacağız.

Kardioloji Polikliniğinde Kullanılan Cihazlar


  • Ekg
  • Renkli Doopler
  • Ekokardioğrafi
  • Eforlu EKG (Treadmil)
  • Holter Cihazı
  • Hasta monitörizasyon Cihazı
  • Ventiratör
  • Defibrilatör
  • Seyyar Rontgen Cihazı

Bu Öneriler Kalbiniz İçin

Tüm dünyada en çok hayat kaybına neden olan kalp hastalıklarından korunmak o kadar da zor değil. Alınabilecek küçük önlemlerle hastalık riskini en aza indirmek mümkün. Çocukluktan başlayarak sağlıklı yemek alışkanlığının edinilmesinin önemi ve aşağıdaki sıralanan öneriler dikkate alınırsa kalp hastalığına yakalanma riski en aza iniyor.

  • İdeal kilonuzu koruyun. Hayvani yağlardan uzak durun, sebze ve meyve ağırlıklı beslenin.
  • Fast food tarzı yemekten kaçının.
  • Her yere arabayla gitme alışkanlığından vazgeçin, asansör kullanmamaya özen gösterin. Hareketsiz bir yaşam biçimine son verip egzersiz yapın.
  • Haftada sadece 150 dakikalık tempolu bir yürüyüşle hastalık riskini %25 azaltabilirsiniz.
  • Sigaradan kesinlikle uzak durun.
  • Alkol kullanmamaya özen gösterin.
  • Yılda bir defa kan şekerinizi, kolesterolünüzü ve kan basıncınızı ölçtürün.

Plastik ve Rekonstrüktif



Plastik ve Estetik Cerrahi nedir?


Plastik Cerrahi fiziksel fonksiyon bozukluklarının düzeltilmesini, kazalar, hastalıklar, doğuştan gelen kusur ve bozuklukların azaltılmasını araştıran bir tıp uzmanlık dalıdır.
Plastik kelimesi eski Yunanca’da şekil verme, biçimlendirme anlamına gelen “plastos kelimesinden türetilmiş. Plastik cerrahi hem estetik hem de rekonstrüktif cerrahiyi kapsar. Estetik cerrahi yüze ve vücuda ait özellikleri şekillendirmeyi ve kişinin görünüşünü düzelterek güzelleştirmeyi amaçlar. Rekonstrüktif cerrahi ise yüzü yada vücudu yeniden inşa eder , fiziksel fonksiyonları onarır ya da güçlendirir. Bir kaza, hastalık yada doğuştan gelen ikinci derecede deformasyonları en aza indirir. Plastik cerrahinin içinde yer alan estetik cerrahide bir rekonstrüksiyon yani bozulan veya deforme olan dokuları yeniden eski haline döndürmek için yapılan onarma işlemidir.

Estetik Plastik Cerrahinin Tarihçesi..

Plastik ve estetik cerrahinin tarihçesi M.Ö. 600 lü yıllara kadar dayanmaktadır. Bu dönemlerden kalan belgelerde Hindistan da ceza olarak kesilen burun ucunun kesildikten sonra nasıl tamir edildiği anlatılmaktadır. Modern anlamda plastik cerrahi 19. yy da gelişmeye başlamıştır. Tarihte bilinen ilk meme küçültme ameliyatı 1669 yılında yapılırken gerçek anlamda başarılı ameliyatların başlaması 1900 lü yılları bulmuştur. Plastik cerrahi gerçek gelişmesini yaşanan savaşlarla özellikle 2. dünya savaşı ile göstermiş, bu savaşlarda ortaya çıkan organ kayıplarındaki onarım uygulamaları ile iyice gelişti. İlk karın germe ameliyatı 1950 ler de liposuction (yağ alma) yöntemi 1960-70 lerden sonra uygulanmaya ve yöntemler gelişmeye başladı. Meme ameliyatlarında silikon protez kullanımı 1963 başlamıştır. Günümüzde oldukça popüler olan estetik ameliyatlarda kullanılan yöntemler hızla gelişmekte ve çeşitlenmektedir.
Güzel olmak neden önemli ve gereklidir?

Plastik ve estetik cerrahiye bu kadar ilginin olması insanların güzel olmak istemelerinden kaynaklanmaktadır. Kadın veya erkek güzel olan insanlar diğerlerinden doğumdan itibaren hayat boyu her zaman daha şanslı ve başarılı olabilmektedir. Güzel bir bebek daha doğar doğmaz bakım odasındaki hemşirelerden daha fazla ilgi görür, ağlayanların içinde herkes ilk onunla ilgilenir. Okul hayatında da, öğretmenleri arkadaşları ona her zaman daha fazla ilgi ve anlayış gösterirler. İş hayatında da bu durum devam eder. İş başvurularında eşit koşullarda her zaman güzel olan aday işi alır. Meksikalı bir plastik cerrahın dediği gibi “Güzellik en iyi referans mektubundan daha etkilidir”. Bu insanların kendilerine güvenleri de fazla olduğu için insan ilişkilerinde daha başarılı olabilirler. Yani kısacası istisnalar dışında güzellik hayattaki başarı için olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Plastik ve estetik cerrahinin de amacı kişileri öz güvenlerini kazanmalarına kendileri ve çevreleri ile olan ilişkilerinde daha başarılı ve mutlu olmalarına yardım etmektir.

Neden ve kimler estetik ameliyat oluyorlar?


Dış görünüşünden memnun olan kişi kendisi ile barışık, iş hayatında ve sosyal ilişkilerinde daha başarılı, aşk ve evlilik hayatında daha kolay mutlu olabilmektedir. Dış görünüşünden memnun olmayan, kendilerince kusur olarak gördükleri yerlerinin düzeltilmesi için bize müracaat ediyorlar. Bu kompleks yaptıkları veya kusurlu olduğunu düşündükleri yerlerinin veya işleri gereği ameliyat için bize başvurmaktalar.

Çizdiği imajdan memnun olan kişinin özgüveni yerindedir. İşinde ve sosyal hayatında başarılıdır. İlişkilerinde rahattır. Aynaya baktığında burnunun yüzüne hiç yakışmadığını , hamilelikten sonra karnının eskisi gibi dümdüz olmadığını ya da yüzünün elastikiyetini kaybedip sarktığını görüp dış görünüşünün kötü olduğunu düşünenler ve çevreleriyle olan ilişkilerinde tutuk ve uyumsuz davranabilirler.

Estetik Cerrahiye en uygun adaylar kimlerdir?

İstatistiklere göre, her yıl, milyonlarca kişi, görüntülerini daha güzelleştirmek için estetik cerrahiye başvuruyor. Bazıları önemli boyutlarda değişiklikler bazıları ise ufak tefek düzeltmeler arayışındalar.
Uzun süre sadece kadınların kurtarıcısı olarak kabul edilen estetik cerrahi günümüzde iyi sonuçları ve avantajlarını keşfeden bir çok erkeğin de ilgisini çekiyor. Örneğin, erkekler ile kadınlar burun ameliyatı konusunda benzerlik gösteriyorlar. Bazı erkekler ise yağlarından kurtulmak istiyor. Erkeklerde yağlar memeler, bel ve karın bölgelerinde toplanırken kadınlarda bel, kalça, uyluk, diz içi ve bazen de karında birikiyor. Diğer popüler olan yöntemde Lazer epilasyon, erkekler de kadınlar kadar estetik görünümü bozduğunu düşündükleri kıllardan kurtulmak istiyorlar.

Birçok estetik ameliyat tekniği ve ekolü olmasına rağmen ameliyata hazırlık genellikle üç aşamadan oluşuyor. Biri, kendinizi psikolojik olarak ameliyata hazırlamanız. Diğeri ise sağlık durumunuzun ameliyata elverişli olup olmadığının saptanabilmesi için laboratuar tahlilleri ve gerektiğinde röntgen çekimi gibi araştırmaların yapılması. Üçüncüsü ise sizin istediğiniz ameliyatın plastik cerrahi uzmanı doktorunuzla olabilirliğinin ve neler yapılacağının kararlaştırılmasıdır ki bu en önemli aşamadır. Burada hastanın iyi bir plastik cerrah seçimi kadar doktorunda estetik ameliyat için uygun hastayı seçmesi yani her iki tarafında birbirine uyum sağlaması çok önem kazanmaktadır.

Estetik ameliyat için en uygun adaylar düzeltilebilir kusurları nedeniyle moral bozukluğu yaşayanlar. Dış görünüşünden rahatsızlık duyan kişi, estetik kusuru düzeltildikten sonra hayata çok daha zevkle bakmaya başlıyor. Yüzünüzü ya da vücudunuzu “düzeltmek” kendinize olan güveninizi yeniden kazanmanızı sağlar. Fakat her zaman da mutluluğu garanti etmiyor. Bir gün burun ameliyatı yaptığım bayan bir hastam ameliyattan hemen sonra yatağında “Doktor bey şimdi de birini bulamazsam ben size sorarım” demişti.

Yakın çevreye karşı...

Kuşkusuz bir çok kişi estetik ameliyatından sonra değişmek istiyor. Ne var ki bu değişimin estetik ameliyattan kaynaklandığının anlaşılmasını istemeyenlerin sayısı da oldukça yüksektir.

Ama erkeklerin estetik ameliyat olduklarını gizlemeleri kadınlara oranla daha güç. Çünkü kadınlar ameliyat izlerini makyajın altında rahatça saklayabiliyorlar. Estetik ameliyat olacağımızı yakın çevremize söylemek sizin kararınıza kalmıştır.Bazıları ameliyat olacağına bütün arkadaşlarına anlatırken bazıları da devlet sırrı gibi gizlerler.Ne var ki çevrenizdekilere estetik ameliyat olduğunuz söylemenin, ameliyat olduğunuzu saklamak için harcayacağınız enerjiden daha kolay olduğunu da unutmayın. Yine de geçiş döneminizi daha az fark edilir kılmanın bazı yolları vardır. En çok önerilen yollardan biri, aynı zamanda tarzınızı da değiştirmektir. Böylece çevrenizdeki kişiler dış görünüşünüzdeki değişikliğin ameliyattan değil, tarzınızdaki değişiklikten kaynaklandığını düşüneceklerdir. Yani, kilo verebilir, saçınızın rengini ya da tarzını değiştirebilir yada gözlük yerine lens takabilirsiniz.

Kime ameliyat olmalıyım.?

Eğer estetik ameliyat olmaya karar verdiyseniz mutlaka bir plastik ve estetik cerrahi uzmanına muayene olmanız gerekmektedir. Bu cerrahın Türk Plastik cerrahi derneğine üye olması ve plastik cerrahi dalında uzmanlaştığını gösteren diplomaya sahip olması gerekir. Sizi ilgilendiren tüm konuları bu uzmandan ayrıntılı olarak öğrenmeli, uygulanacak ameliyat tekniklerinin çeşitlerini ve sizin uygun olanı cerrahınızla birlikte belirlemeli, oluşabilecek komplikasyon ve riskleri önceden ayrıntılı olarak sormalısınız.

En çok neler yapılıyor.

  • Burun şeklini güzelleştirme ve burundaki tıkanıklığı giderme...
  • Göğüs büyütme...
  • Göğüs küçültme ve dikleştirme...
  • Göğüsün alındığı durumlarda yeniden meme yapılması...
  • Karın germe...
  • Liposuction (karın ,bel, kalça, bacaklar, ayak bileği v.s yağlarının alınması)...
  • Uyluktaki yağların alınması...
  • Alın germe...
  • Kaş kaldırma...
  • Göz kapaklarının gerilmesi, torbaların alınması...
  • Yüz gençleştirme...
  • Boyun germe gıdı alma...
  • Botox ile kırışıkların düzeltilmesi...
  • Dudak kalınlaştırma...
  • Yüzdeki çizgilere yağ veya doku kokteyli enjeksiyonu...
  • Yüz “peeling” i (soyma)...
  • Lazerle yüzdeki kırışlıkların ve lekelerin tedavisi...
  • Saç ekme...
  • Lazer Epilasyon...

Beyin Cerrahisi



Beyin nasıl bir organdır?

Kafatasının içinde bulunan beyin meninks adı verilen zarlarla kaplıdır. Meninkslerin arasında, beynin içindeki ventrikül adı verilen boşluklarda, beyin ve omuriliğin çevresinde beyin-omurilik sıvısı bulunur. Beyinden çıkan sinirler bazen direkt olarak organa (göz, kulak gibi), bazen de omurilik aracılığıyla bedene dağılırlar. Beyin ve omurilikte sinir hücrelerini çevreleyerek onların yerinde kalmalarını sağlayan hücrelere glial hücreler denir.

Beyin istediğimiz şeyleri yapabilmemize olanak sağlar; yürümek, konuşmak gibi... Ayrıca beyin istemli olmayan bir takım bedensel aktiviteleri de kontrol eder; soluk almak, yiyecekleri hazmetmek gibi... Duyularımız (görme, işitme, dokunma, tat alma ve koklama), bellek, duygu ve kişilik yapımız da beynin kontrolü altındadır. Beyin üç bölümde incelenebilir:

1. Beyin (Serebrum): Serebrum beynin en büyük bölümüdür ve beynin üst kısmında yer alır. Duyularımızdan gelen bilgileri kullanarak bedenin uygun cevaplar oluşturmasını sağlar. Aynı zamanda okuma, düşünme, öğrenme, konuşma ve duyguları da kontrol eder.
2. Beyincik (Serebellum): Beyincik, beynin alt arka kısmındadır. Burası dengeyi ve yürürken konuşma gibi karmaşık eylemleri kontrol eder.
3. Beyin sapı beyni omuriliğe bağlar. Bu bölge açlık ve susuzluk hislerini kontrol eder. Aynı zamanda nefes alıp vermeyi, beden ısısını, kan basıncını ve diğer temel beden fonksiyonlarını kontrol eder.

Beyin Tümörleri

Beyinde kanser nasıl oluşur?


Beyinde kanser, herhangi bir diğer dokudaki kanser gibi oluşur. Organlar dokulardan, dokular da hücrelerden oluşur. Kanser hücrelerin içinde başlar. Normal olarak hücreler gerektiği zaman büyür ve çoğalırlar. Yaşlandıkları zaman da ölürler ve yerlerine yeni hücreler gelir. Bazen bu süreç anormal bir şekilde işlemeye başlar. Bedenin ihtiyacı yokken de yeni hücreler oluşmaya başlar ve yaşlı hücreler de ölmeleri gerektiği zaman ölmezler. Bu durum o dokuda gereğinden fazla hücre birikmesine neden olur. Buna da tümör denir.

Bütün beyin tümörleri kötü huylu mudur?

Hayır. Beyin tümörleri iyi huylu da olabilir kötü huylu da... İyi huylu beyin tümörlerinde kanser hücreleri yoktur. İyi huylu beyin tümörleri:

  • Genellikle cerrahi ile çıkarılabilirler ve genellikle yeniden ortaya çıkmazlar.
  • Çevrelerindeki beyin dokusunun içine yayılım göstermezler. Ancak kitle etkisiyle bası yaparak, ilgili organda çeşitli ve bazen çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabilirler.
  • Diğer organlardaki iyi huylu tümörlerin aksine, iyi huylu beyin tümörleri bazen hayatı tehdit edecek durumlara neden olabilirler.
  • İyi huylu bir beyin tümörü çok nadiren de olsa, kötü huylu bir beyin tümörüne dönüşebilir.

Kötü huylu beyin tümörleri ise:

  • Kanser hücreleri içerirler.
  • Hızla büyüyüp çevrelerindeki sağlıklı dokunun içine sızarlar.
  • Çok nadiren de olsa bazen omuriliğe hatta bedenin diğer organlarına da yayılabilirler. Bu duruma metastaz denir.

Vücudun başka bir organında oluşmuş olan bir kanser beyin tümörüne neden olabilir mi?


Evet. Bu tür kanserlere sekonder veya metastatik beyin tümörü adı verilir. Beyinde sekonder tümörler, primer beyin tümörlerinden çok daha sık görülür. Bu tür tümörler, asıl kanserli dokunun özelliklerini taşır ve aynı adı alırlar. Örneğin, akciğer ve meme kanserleri beyin metastazı yapan kanserlerdendir.

Beyin metastazı ne demektir?


Beyin metastazı, beynin dışındaki doku ve organlarda gelişen bir kanserin beyin dokusuna yayılması ve orada da tümör oluşturması demektir. Bu tip tümörlere sekonder tümör de denir. Beyinde en sık rastlanan tümörler bu tip tümörlerdir. Kanser hastalarındaki ölümlerin en başta gelen nedenlerindendir.

Hipofiz tümörü nedir?

Hipofiz tümörü ya da hipofiz adenomu, genellikle hipofiz bezinin ön tarafında ortaya çıkan iyi huylu bir tümör oluşumudur. Hipofiz tümörleri primer beyin tümörlerinin yaklaşık olarak %15’ini oluşturur.

Hipofiz nerededir? Ne işe yarar?

Hipofiz bezi beynin tabanında, hemen burun kökünün arkasında, sella tursika adı verilen bir kemik yapının içinde bulunan, fasulye büyüklüğünde bir salgı bezidir. Bu bezden prolaktin, büyüme hormonu ve adrenokortikotropik hormonlar salgılanır. Bu hormonlar vücutta cinsel gelişme, kemik gelişmesi, kas yapımı, stressle baş etme ve hastalıklardan korunma gibi birçok önemli fonksiyona yardım ederler. Hipofiz tümörleri bu normal hormonal işleyişi bozar. Bazı hipofiz tümörleri ise hormon salgılamazlar.

Ependimoma nedir?


Beyin içindeki destek hücrelerinden, yani glialardan oluşan tümörlere glioma denir. Ependimoma bir gliomadır. Ependimomalar beynin içindeki boşlukları yani ventrikülleri kaplayan ependima hücrelerinden köken alırlar. Ependimolar yumuşak, grimsi veya kırmızı tümörlerdir. Bazen içlerinde sıvı dolu kistler ya da kireçlenmeler bulunabilir

Beyin anevrizması nedir?


Beyin damarlarından birinin içindeki kas tabakasının zayıflığından dolayı damarda oluşan balonlaşmaya beyin anevrizması denir. Bu balonlaşma damar duvarında incelme ve zayıflamaya neden olur. Bu damarın zayıfladığı bu yerden yırtılması sonucunda oluşan beyin içi kanamaya subaraknoid kanama denir. Bu tür kanamalar inmeye, komaya veya ölüme neden olabilir.

Beyin kanaması nedir?


Beyin kanaması beyin içindeki atar damarlardan birinin yırtılması nedeniyle beyin içine kanama olması demektir. Kanama olduğu zaman da, esnek olmayan bir yapı olan kafatasının içinde bulunan beyin, içine dolan sıvının oluşturduğu basınç altında kalır, ezilir ve buna bağlı olarak çeşitli bulgular ortaya çıkar.

Kaç tip beyin kanaması vardır?


İki tip beyin kanaması vardır: beyin içine kanama (intraserebral) ve beyin zarlarının altına (subaraknoid) yani beynin çevresine kanama

Epilepsi


Epilepsi tekrarlayan havale/nöbet geçirmelerle karakterize bir beyin hastalığıdır.

Epilepsi neden olur?

Nöbetler beyin içindeki anormal elektriksel uyaranlar nedeniyle ortaya çıkar. Bazen nöbetler bir ilaca, bir ilacın kesilmesine ya da kanda anormal düzeylerde sodyum veya glukoz bulunmasına bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Ancak bu durumda altta yatan neden düzeldikten sonra nöbetler tekrarlamazlar. Bazı durumlarda beyin hasarı (inmeye ya da kafa travmasına bağlı olarak) da nöbet geçirmeye neden olur. Bazı hastalarda ise ırsi olan bir takım durumlar beyindeki sinir hücrelerini etkileyebilir. Bazı hastalarda ise herhangi bir neden ortaya çıkartılamaz.

Kafa Tomografisi

Bilgisayarlı tomografi (BT) farklı açılardaki görüntüleri birleştirerek, vücuttaki doku ve organların kesitsel görüntüsünü veren özel bir röntgen aygıtıdır. Sıradan radyografilerle karşılaştırıldığında BT ile kafa yaralanmaları, beyin tümörleri ve diğer beyin hastalıkları hakkında daha ayrıntılı bilgi edinilir. BT ile kemik, yumuşak dokular ve kan damarları da görüntülenebilir.

S-Kafa tomografisi en sık hangi amaçla kullanılır?

  • kafa yaralanması geçiren hastalarda kırıkların ve diğer yaralanmaların saptanması
  • inme geçiren hastalarda beyindeki pıhtılaşma ya da kanamanın saptanması
  • yüz travması geçiren hastalarda kemik ve yumuşak doku hasarının derecesinin saptanması ve rekonstrüksiyonun planlanması
  • damar balonlaşmalarındaki (anevrizma) rüptüre (patlamaya) ya da sızıntıya bağlı kanamaların saptanması
  • bazı beyin tümörlerinin saptanması
  • kafanın yan tarafındaki kemikte ortaya çıkan ve işitme sorunlarına yol açabilen hastalıkların saptanması
  • hidrosefalus hastalığında beyin boşluklarındaki büyümenin saptanması
  • sinüs hastalıklarının araştırılması
  • beyin biyopsisinde yardımcı olarak
  • BT anjiyografisi adı verilen yöntemle beyindeki damar hastalıklarının araştırılması
  • kafatası ve beynin üç boyutlu görüntülerinin elde edilmesi

S- İşleme hazırlanmak için ne yapmalıyım?

BT sırasında rahat ve bol giysiler giymeli ve kafadaki görüntüleri bozabilecek nesnelerin (küpe, protez dişler, diş implantları, toka vs.) vücuttan uzaklaştırılmalıdır. Kontrast maddesi uygulanmadığı sürece kafa tomografisi için özel hazırlık gerekmez. Eğer kontrast gerekli görülürse, hastanın ilaçlara ya da kontrast maddesine karşı geçmişte ciddi alerjik reaksiyon verip vermediği öğrenilir. Astımlı ve multipl miyelomlu hastalar; herhangi bir kalp, böbrek ya da tiroid rahatsızlığı bulunan hastalar; ve diyabetik hastalar -özellikle Glukofaj kullananlar- durumlarını radyologlarına bildirmelidir. Kontrastlı tomografi uygulanmadan önce hastalardan yazılı izin belgesini imzalamaları istenebilir.
Gebe kalma olasılığı bulunan kadınlar bu durumu mutlaka bildirmelidirler. Kimi durumlarda fetusun maruz kalabileceği radyasyonu azaltmak ya da ortadan kaldırmak için başka bir görüntüleme kullanılabilir.

S-Tomografi aygıtını tanımlar mısınız?

BT aygıtı kare şeklinde büyük bir aygıttır ve orta bölümünde bir delik vardır. Hasta yukarı-aşağı yönde ve merkezin içine-dışına doğru hareket edebilen bir masa üzerinde hareketsizce yatar. Alet içerisindeyken hasta bazı tıkırtılar işitebilir. İşlem sırasında radyoloji teknisyeni mikrofonlar aracılığıyla sizinle konuşabilir. Ancak odada yalnız olacaksınız.

S-İşlemin mekanizması nedir?


Bilgisayarlı tomografi klasik röntgen cihazlarından oldukça farklıdır. Kafa tomografisinde, kafatası ve beyinden değişik açılarda x ışınları geçer ve özel düzenekler farklı dokuların emdiği radyasyon miktarını ölçer. Hareketsiz yattığınız sırada cihazın dairesel olarak hareket eden kısımları çoksayıda x ışını ışını yollayıp kaydederler. Ardından özel bir bilgisayar programı dokuların emdiği radyasyon arasındaki farklılıkları kullanarak baş ve boyun bölgesinin kesitsel görüntülerini oluşturur.

S-İşlem nasıl uygulanır?

İşlem sırasında aygıtın merkezindeki bölümde mümkün olduğunca hareketsiz yatmanız istenir.
Daha önce belirtildiği gibi bazı hastalarda kimi dokuların veya kan damarlarının daha iyi görüntülenebilmesi için kontrast maddesi (özel bir boya) injeksiyonu yapılır. Kol ya da eldeki bir damara yerleştirilen küçük bir iğne ile injeksiyon gerçekleştirilir.
Baş ve beyin tomografisinin süresi, gerekli görüntülerin sayısına göre 2 ila 45 dakika arasında değişir. İşlem tamamlandığında radyoloji teknisyeni daha fazla görüntü gerekip gerekmediğine karar verirken bir süre daha beklemeniz gerekebilir.

S-İşlem sırasında ne hissedeceğim?

Cihaza girdiğinizde doğru pozisyon aldığınızı kesinleştirmek için bazı özel ışıklar yakılabilir. Sinüs görüntülemesi vs. gibi bazı durumlarda baş ve boynun doğru açıda durmasını sağlamak için bazı özel sabitleyici bantlar kullanılabilir. Kimi durumlarda yüzüstü kimi durumlarda da sırt üstü yatmanız istenebilir. Hasta ve teknisyen mikrofonlar aracılığıyla istedikleri zaman birbirleriyle konuşabilirler.
Tomografi ağrıya yol açmaz, ancak hareketsiz durma zorunluluğu biraz rahatsızlığa yol açabilir. Kontrast madde injeksiyonu sırasında ılıklaşma ya da ağzınızda bir iki dakika boyunca metalik tad duygusu olabilir. Kimi zaman hastalarda injeksiyondan sonra birkaç saat boyunca kaşıntı ve ürtiker gelişebilir ve bunun için ilaç uygulanması gerekebilir. Başdönmesi ya da soluma güçlüğü gibi daha ciddi allerji düşündüren belirtilerde doktor ya da hemşire hemen gerekli önlemleri alacaktır.
BT’de x ışınları kullanıldığı için, odada işlem sırasında başka birisi bulunamaz.

S-Sonuçları kim yorumlar?

BT ve diğer radyolojik değerlendirmeler konusunda uzman bir radyolog sonuçları yazılı olarak bildirir. Yeni teknolojik gelişmeler sayesinde tanı raporlarının internet aracılığıyla paylaşılması da mümkün olabilmektedir.

S- İşlemin yarar ve risklerini karşılaştırır mısınız?


Yararları

Günümüzde BT oldukça yaygın bir olanaktır ve oldukça kısa sürede gerçekleştirilebilmektedir. Görüntülemenin fiyatı MR ile karşılaştırıldığında daha düşüktür. Kemik görüntülemesi açısından diğer tüm görüntüleme yöntemlerinden üstündür. Kemik, yumuşak doku ve kan damarlarının ayrıntılı görüntülerini verebilen tek yöntemdir. Travma geçiren kişilerdeki iç kanama vs. gibi yaşamsal önem taşıyan sorunların acilen saptanması için de BT giderek daha sık kullanılmaktadır.

Riskler


BT sırasında hasta radyasyona maruz kalsa da, doğru tanı konulmasının yararları riskten kat kat ağır basar. İşlem sırasında maruz kalınan radyasyon düzeyi, normal olarak günlük hayatta 8 ayda maruz kaldığımız radyasyona eşittir. İşlem sırasında karın ve pelviste görüntülenecek olanlar dışındaki bölgeler kurşunlu bir örtü ile kapatılır. Gebe olma olasılığı bulunan kadınlar bu durumu mutlaka bildirmelidir. Kontrastlı madde injeksiyonu yapıldıysa emziren anneler emzirmeye 24 saat ara vermelidir. İyot içeren kontrast materyeline karşı ciddi allerjik reaksiyon olasılığı düşüktür ve BT ünitelerinde bunun için gerekli önlemler hazır bulundurulur.

S- Kafa BT’sinin kısıtlı yönleri nedir?


MR, yumuşak dokuların ayrıntılarını ve beynin derinindeki bazı bölgeleri daha iyi görüntüler. BT meninkslerdeki (beyni örten zarlar) yangının (enflamasyon) saptanmasında duyarlı değildir. Benzer şekilde, bilgisayarlı tomografi bazı damar hastalıklarının saptanmasında da klasik anjiyografi kadar duyarlı değildir.

Genel Nükleer Tıp


Nükleer tıp radyolojinin alt dallarından birisidir. Elde edilen görüntüler, hastaya damar yoluya ya da ağızdan verilen radyoaktif bir maddenin yaydığı enerjilerin saptanmasına dayanır. Hasta bu işlem sırasında standart röntgenlerdekine benzer düzeyde radyasyon alır.

S-Nükleer tıp hangi amaçla kullanılır?


  • Nükleer tıp görüntüleri aşağıdaki amaçlarla kullanılabilir:
  • Böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesi
  • Kalpteki kan akışının ve fonksiyonun değerlendirilmesi
  • Akciğerlerin bazı solunum ve kan akışı problemleri açısından değerlendirilmesi
  • Safra kesesindeki tıkanıkların saptanması
  • Kemiklerdeki kırıkların, infeksiyonların, artritin ya da tümörlerin değerlendirilmesi
  • Kanserlerin ve kanser yayılımının saptanması
  • Kalın barsaktaki kanamaların saptanması
  • İnfeksiyonların yerinin belirlenmesi
  • Tiroid bezinin fonksiyonlarının değerlendirilmesi


S- İşlem için ne tür hazırlıklar yapmalıyım?


Genellikle özel bir hazırlık gerekmese de, mideyle ilgili incelemelerde test öncesindeki öğünü atlamanız gerekebilir. Böbrekler görüntüleneceği zaman test öncesinde bol miktarda su içmeniz istenebilir.

S- Nükleer tıp aletlerinin görünümü nasıldır?


Hasta görüntüleme sırasında yatar durumda olduğu için genellikle yalnızca özel nükleer görüntüleme kamerasını görebilecek durumda bulunur. Bu kamera, vücudun değişik bölgelerini görüntülemeyi kolaylaştıran metal bir kutu içerisindedir. Kamera bilgisayarlı tomografideki gibi büyük ve yuvarlak bir yapı da olabilir veya masanın altında görülmeyecek bir konumda bulunabilir.
Yakındaki bir bilgisayar masasında -ki bu masa başka bir odada da olabilir- elde edilen veriler işlemden geçirilir.

S- Nükleer tıp görüntülemelerinin mekanizması nedir?


Size damar yoluyla ya da kimi zaman ağız yoluyla verilen az miktarda radyoaktif madde spesifik (özgül) organ sistemlerinde toplanır. Bu madde γ (gama) ışınları yayar. Gama kamerası ışınları saptar ve bilgisayar aracılığıyla organ ve dokuların görüntüleri oluşturulur ve ölçümler yapılır.

S- İşlem nasıl uygulanır?

Radyoaktif madde genellikle bir toplardamardan verilir. Yapılan testin türüne göre, injeksiyondan hemen sonra, bir iki saat sonra ya da birkaç gün sonra görüntüleme yapılır. Görüntülemenin süresi 20-45 dakika arasında değişir.
Bazı radyoaktif maddeler kimi organlarda diğerlerine göre daha fazla biriktiği için, kullanılan madde üzerinde çalışılan bölgeye göre değişir. Radyoaktif maddenin incelenecek olan organda birikmesi yalnızca birkaç saniye sürebileceği gibi, birkaç gün de sürebilir. Bu nedenle görüntüleme zamanları arasında önemli farklılıklar vardır.
Görüntüleme sırasında hastanın mümkün olduğunca hareketsiz kalması istenir. İşlemden sonra bir nükleer tıp uzmanı görüntülerin kalitesini kontrol eder.

S-İşlem sırasında ne hissedeceğim?


Damar yoluyla yapılan injeksiyon sırasında bir miktar rahatsızlık hissedilebilir. Bazı özel görüntülemelerde mesaneye yerleştirilen bir kateter de geçici süre rahatsızlığa neden olabilir. Kimi hastalar masada hareketsiz olarak yatmayı da rahatsız edici bulabilmektedir.
Verilen radyoaktif maddenin çoğunluğu idrar ya da dışkıyla atılır; geri kalanı ise radyoaktivitenin doğal kaybına bağlı olarak ortadan kalkar.

S-Sonuçları kim yorumlar?

Sonuçlar nükleer tıp uzmanları tarafından yorumlanır ve testin sonuçları, testi isteyen hekime yazılı bir raporla iletilir. Sonuçların yorumlanması, yazılması ve iletilmesi için genellikle bir iki gün gerekir.

S-İşlemin risklerini ve yararlarını karşılaştırır mısınız?


Yararlar:

Nükleer tıp görüntülemesinin sağladığı fonksiyonel bilgiler kendine özgüdür ve diğer görüntüleme yöntemleriyle elde edilebilecek bilgiler değillerdir. Pek çok hastalıkta nükleer tıp görüntülemesi tanı ve -eğer varsa- uygun tedavi için en yararlı bilgileri sağlar. Eksploratif (tanı amaçlı) cerrahiyle karşılaştırıldığında nükleer görüntülemeler çok daha az travmatiktir ve kullanılan radyoaktif maddeye karşı alerjik reaksiyon son derece nadirdir.

Riskler:


Nükleer tıp görüntülemesi sırasında hasta küçük dozda radyasyona maruz kalır. Nükleer tıp görüntülemeleri 50 yılı aşkın bir süreden beri kullanılmaktadır ve böylesine düşük dozların uzun dönemde bilinen herhangi bir olumsuz etkisi yoktur. Diğer tüm radyografik işlemlerde olduğu gibi bu işlemde de gebelik olasılığı mutlaka hekime bildirilmelidir. Genel bir kural olarak, gebelerin radyasyondan mümkün olduğunca kaçınmaları gerekir. Radyoaktif maddeye karşı alerjik reaksiyon gelişebilse de, bu son derece ender görülen bir durumdur.

S-Genel Nükleer Tıbbın kısıtlı yönleri nedir?


Nükleer tıp görüntülemeleri genellikle zaman alıcı işlemlerdir. İşlem için bir maddenin uygulanması, görüntülerin elde edilmesi ve sonuçların yorumlanması gerekir. Radyoaktif maddenin üzerinde çalışılan organda birikmesi saatler ya da günler sürebilir. Görüntüleme süresi de 3 saati bulabilmektedir. Ancak yeni cihazlarda görüntüleme süresi önemli ölçüde azalabilmektedir.

MR Anjiyografisi (MRA)

Manyetik rezonans (MR) görüntülemesi, vücuttaki organ ve dokularin son derece ayrintili görüntülerini olusturabilen bir tekniktir. MR görüntülemesinde x isinlari kullanilmaz. Bunun yerine, hasta güçlü bir manyetik alan altinda radyo dalgalarina maruz birakildiginda ortaya çikan elektromanyetik enerji ölçülür. Ölçülen enerji bilgisayar tarafindan analiz edilerek iki ya da üç boyutlu görüntüler olusturulur. MR anjiyografisi (MRA) kalp hastaliklari, inme ve damar bozukluklarinin tani ve tedavisinde kullanilir. Islem için genellikle kontrast maddesi (özel radyolojik boya) gerekmese de, günümüzde MR görüntülerinin daha da net olmasini saglayan bazi özel maddeler kullanilabilmektedir. MRA agriya yol açmaz ve manyetik alanin dokular üzerinde bilinen olumsuz etkisi yoktur.

S-İşlem en sı
k hangi amaçla kullanılır?

 

  • Günümüzde pek çok arter hastaligi cerrahi yöntemlerle degil, radyoloji birimlerinde tedavi edilmektedir. Bu açidan bakildiginda, MRA'nin kan damarlarindaki sorunlari saptamak ve en iyi tedavi seçenegini belirlemek açisindan çok yararli bir inceleme oldugu görülmektedir.
  • Boyundaki karotis arterlerinde gelisen ateroskleroz damarlari daraltip ya da tamamen tikayip beyne ulasan kan miktarini azaltabilir ve hatta inmeye yol açabilir. Ultrasonda ateroskleroz saptandiginda pek çok cerrah, kateter anjiyografisine gerek kalmaksizin, MRA ile dogrulayici test istemektedir.
  • MRA kafa içindeki hastalikli atardamarlarin (arterlerin) incelenmesinde de çok yararlidir.
  • MRA'nin bir diger kullanim alani da, aortadaki (en büyük atar damar) ve böbrek, akciger ve bacak damarlarindaki bozukluklarin saptanmasidir.
  • Ailesinde arter anevrizmasi (damarin bir bölümünde balonlasma) öyküsü olan kisilerde MRA yapilarak benzer olusumlar arastirilir ve gerekiyorsa ameliyata karar verilir.


S-İşlem için ne tür hazırlıklar yapmam gerekir?


MRA'da kullanilan manyetik alan, vücutta demir içeren her nesneyi çeker (örn. kalp pili, rahim içi araç, damar yolu, çiviler, vidalar, metal içeren damar yollari vs.). Islemden önce bu konuyla ilgili olarak size bir soru formu verilir. Daha önce vücudunuza kursun girip girmedigi, metallerle çalisip çalismadiginiz ya da eklem protezi taktirip taktirmadiginiz hakkinda bilgi edinilir. Kuskulu durumlarda metal nesneleri saptamak için röntgen çektirilebilir. Radyologuzu dislerinizdeki dolgular konusunda da bilgilendirmelisiniz. Islemden önce her türlü mücevher, gözlük, isitme cihazi, toka ve çikartilabilecek olan dis protezlerini çikartmaniz gerekir. Bazi peruklarda metal parçalar bulundugu için bunlarin da çikartilmasi gerekir. Ayrica allerjiler ve gebelik olasiligi konusunda da radyolog bilgilendirilmelidir.
MRA için eriskinlerin aç ya da tok olmasi farketmez (tersi belirtilmedigi sürece). Ancak sedatif (sakinlestirici) ilaç uygulanacak olan küçük çocuklarin islemden önce 4 saat boyunca yememeleri ve içmemeleri gerekir. Bu tür kurallarla ilgili olarak MRA yaptiracaginiz merkezden bilgi aliniz. Kapali yerde kalma korkusu (klostrofobi) olan hastalara sakinlestirici verilebilir.

S- MRA aygıtı neye benzer?


Klasik MR aygiti dairesel bir miknatisla çevrili büyük bir tüptür. Hasta, miknatisin içine dogru hareket ettirilebilen tekerlekli bir yatak üzerinde yatar. Son yillarda hastalar için daha pratik olan aygitlar giderek daha sikkullanilmaktadir. Bu yeni aygitlar eskilerine göre kisa ve daha genistir ve hastayi tamamen içine almazlar. Hatta C seklinde olan yeni aygitlarin bazilari hastanin çevresini tamamen açikta birakirlar ve klostrofobi (kapali yerde kalma korkusu) egilimi olan hastalar için çok uygundurlar. Bunun tek dezavantaji, görüntü kalitesinin her zaman çok iyi olmamasidir.

S-Aygıtın çalışma mekanizması 
nedir?


Hasta güçlü bir manyetik alanda radyo dalgalarina maruz birakildiginda elde edilen veriler bilgisayar tarafindan doku kesitlerini yansitan görüntülere dönüstürülür. Islem sirasinda her açidan ve her düzlemde görüntüleme yapilabilir. Elde edilen görüntüler son derece ayrintili ve nettir. Böylelikle hastalik ya da hasara bagli en küçük degisiklikler bile saptanabilir. MRA sirasinda, degisik yapilari (örn. arterler) görüntülemek için özel ayarlar kullanilir.

S-İşlem nasıl uygulanı
r?


Hasta özel bir masaya yatirilarak, MR aygitinin içindeki açik bölüme yerlestirilir. Tipik bir MR islemi sirasinda her biri 2-15 dakika kadar süren 2-6 görüntüleme seansi gerçeklestirilir. Yapilan incelemenin türüne göre, islem 10 ila 60 dakika arasinda sürebilir. Elbiselerin çikartilmasi, damar yolu açilmasi ve sorularin yanitlanmasi için gereken süre buna dahil degildir. Kontrast madde gerektiginde, gadolinyum adi verilen bir madde damar yolundan injekte edilir ve böylelikle kan damarlari çevredeki dokulardan ayirt edilebilir.
Radyolog ve teknisyen görüntüleme sirasinda odada bulunmazlar, ancak hasta mikrofonlar araciligiyla istedigi zaman iletisim kurabilir. Bazi merkezlerde bir yakinin ya da annebabanin görüntüleme odasinda kalmasina izin verilmektedir. Islem tamamlandiginda, daha fazla görüntüye gerek olup olmadigini belirlemek için bir süre daha beklemeniz istenebilir.

S- İşlem sırasında neler hissedeceğim?


Islem sirasinda rahat olabilmeniz için elden gelen her türlü çaba gösterilecek olsa da, kimi zaman aygit yüzünüzden yalnizca 3-5 santimetre uzakta olacaktir. Bu tür kapali ortamlarda kendisini rahatsiz eden kisilerde hafif bir sakinlestirici hemen her zaman etkilidir. Kimi zaman incelenen bölgede iliklasma hissedebilirsiniz. Bu normaldir, ama rahatsiz oluyorsaniz teknisyene bildirmekten çekinmeyin. Damar içine verilen kontrast maddesi de damar yolu bölgesinde rahatsizliga yol açabilir. Aygitin içinden çikan vurma ya da çarpma sesi gibi yüksek seslerden rahatsiz olan hastalarda kulak tikaci kullanilabilir.

S-Sonuçlari kim yorumlar?


MR konusunda deneyimli bir radyolog sonuçlari yorumlar ve bulgulari hekiminize yazili olarak iletir. Hekiminiz bu bulgulari size açiklar.

S-İşlemin yararlarını ve risklerini karşılaştırır mısınız?


Yararları


Kateter yerlestirmek zorunda kalmaksizin kan damarlari ve kan akisi konusunda ayrintili bilgi edinilir. Böylelikle arterleri yaralama riski ortadan kalkar. Islemin gerçeklestirilmesi ve hastanin iyilesmesi için gereken süre, klasik kateter anjiyogramina göre daha kisadir. MRA kateter anjiyografisine göre daha ucuzdur ve hasta x isinlarina maruz kalmaz. Kateter anjiyografisi ya da CT anjiyografisinin tersine, MRA'da iyot içermeyen ve allerjik reaksiyona ve böbrek hasarina yol açma olasiligi son derece düsük olan bir kontrast maddesi (radyolojik boya) kullanilir. MRA'nin pek çok kan damarinin yüksek kaliteli görüntülerini verebilmesi, allerjik hastalar için çok yararli bir seçenek olmasini saglar. Kateterli anjiyografi ya da CT anjiyografisindeki gibi, MRA'da da sonuçlar cerrahiye duyulan ihtiyaci ortadan kaldirabilir. Cerrahiye ihtiyaç duyulsa bile, görüntüler sayesinde daha dogru bir cerrahi yaklasim kullanilir.

Riskler


MR anjiyografisi dahil olmak üzere MR görüntülemelerinin hiçbirinde isleme bagli oldugu kesinlikle bilinen yan etkiler yoktur. Sakinlestiricilere yanit vermeyen klostrofobilerde, baska bir görüntüleme yöntemi kullanilabilir. Hastada farkedilmemis metal protezler, güçlü manyetik alandan etkilenebilirler. Ayrica protez incelenen bölgeye yakin oldugunda yüksek kaliteli görüntüler elde etmek zorlasabilir. Gebeligin ilk üç ayinda, mutlaka MRA gerektiren bir durumdan kuskulanilmadigi sürece, ultrason tercih edilir. MR görüntülemesinin fetus üzerindeki etkileri bilinmemektedir. Genel bir kural olarak, son derece gerekli bulunmadigi sürece gebelikte MR ve diger tani amaçli görüntüleme yöntemlerinden kaçinilmalidir. Emziren annelerin, kontrast maddesindeki gadolinyum vücuttan tamamen atilana kadar anne sütünü vakumla çikartmalari gerekebilir.

S- MR anjiyografisinin kisitli yönleri nelerdir?


CT anjiyografinin tersine MRA'da kalsiyum görüntülenemez. Kalp pili, nörostimülatör protezi, metalik kulak protezi ya da göz küresi içerisinde metalik nesne bulunan hastalarda MRA'dan kaçinilmalidir. Vücudunda mermi parçasi bulunan ya da insülin veya kemoterapi verilmesini saglayan aygitlar yerlestirilmis olan kisilerde de MRA'dan kaçinilmasi gerekir. Asiri yogun klostrofobi yasayan hastalarin yaninda sedasyonun (sakinlestirici etkinin) derecesini izlemek üzere saglik personeli bulundurulmalidir.
MRA görüntüleri henüz klasik anjiyografideki kadar net degildir ve islem özellikle küçük damarlarda yetersiz kalabilmektedir. Kimi zaman MRA'da arterler (atardamarlar) ile venlerin (toplardamarlar) görüntülerini ayirma güçlügü yasanabilir.

Pozitron Emisyon Tomografisi (PET Görüntülemesi)

PET görüntülemesi olarak da adlandirilan pozitron emisyon tomografisi, subatomik parçaciklari saptayarak fizyolojik görüntüler elde etmeyi saglayan bir tani yöntemidir. Bu parçaciklar hastaya verilen radyoaktif bir madde tarafindan disariya yayilirlar. Elde edilen görüntüler fonksiyonlari degerlendirmekte kullanilir.

S-PET görüntülemesi en sık hangi amaçlarla kullanlır?


PET görüntülemesi en sik kanserleri saptamak ve kanser terapisinin etkilerini degerlendirmek için kullanilir. Bu görüntüleme tüm vücudu kapsar. Kalp kasindaki kan dolasimi ve koroner arter hastaligi da arastirilabilir. Miyokardin metabolizmasini inceleyen bir yöntemle birlikte kullanilarak PET görüntülemesi saglikli ve sagliksiz kalp kasinin ayirt edilmesinisaglar. Böylelikle yeterli kan akisini tekrar elde etmeyi saglayan girisimler (örn. anjiyoplasti, koroner arter baypas cerrahisi) belirlenebilir. Bellek bozukluklarini, beyin tümörü olasiligini, ilaçlara yanit vermeyen ve bu nedenle cerrahi düsünülen epilepsi vakalarini degerlendirmek için de bu yönteme basvurulabilir.

S- İşlem için ne tür hazırlıklar yapmam gerekir?


Doktorunuz isleme nasil hazirlanacaginizi size önceden anlatacaktir. PET için genellikle hastaneye yatis gerekmez. Bol ve rahat giysileri tercih etmeli ve görüntülemeden önce 4 saat boyunca herhangi bir sey yememelisiniz. Ancak bol bol su içmeniz istenecek ve testten önce kullanilacak ilaçlar tarif edilecektir. Diyabetik hastalarin test gününde glukoz düzeylerini kontrol altinda tutabilmek için uygun diyet kullanmalari gerekir.

S-PET görüntüleme aygıtının görünümü neye benzer?


PET cihazi ortasinda büyük bir delik olan bir daire gibidir. Cihazin içerisinde vücudunuzdaki radyoaktif maddenin yaydigi emisyonu kaydeden çok sayida dedektör vardir. Üzerine uzanacaginiz rayli ve korumali muayene masasi cihazin içerisindeki bosluga ittirilir. Görüntüler bir bilgisayar ekranina yansir.

S-PET görüntülemesinin mekanizmasını basitçe anlatır mısınız?

Siklotron adi verilen bir makinede üretilen radyoaktif madde, vücuttaki dogal bir bilesigin (çogunlukla glukoz, ama kimi zaman su ya da amonyak da olabilir) yapisina eklenir. Buna radyoaktif isaretleme denir. Radyoaktif madde eklenmis glukoz (ya da diger dogal maddeler) vücudun uygun bölgelerinde yogunlasir ve PET cihazi tarafindan saptanir.
PET görüntülerindeki farkli renk ya da parlaklik düzeyleri organ veya dokularin fonksiyonlarindaki farkliliklari yansitir. Örnegin saglikli dokular enerji için glukoz kullandiklari için, bu dokular radyoaktif isaretli glukozun bir kismini bünyelerinde toplarlar ve böylelikle PET görüntülerine yansirlar. Buna karsin, kanserli dokular normale göre daha fazla glukoz kullandiklarindan, maddeyi daha da fazla biriktirirerek normal dokulardan daha parlak görünürler.
Bilimsel tanima göre, radyoaktivitenin ortadan kalkmasi, pozitron adi verilen pozitif yüklü parçaciklarin disa salinmasina yol açar. Pozitronlar bir elektronla çarpismadan önce 1-2 milim hareket ederler. Bu çarpisma kitlenin enerjiye dönüsmesine ve böylelikle tam zit yönde hareket eden iki gama isininin yayilmasina yol açarlar. PET cihazi içerisindeki özel kristaller gama isinlarini saptarlar. Özel bir kamera yardimiyla, yayilmakta olan milyonlarca gama isini kaydedilir ve özel matematiksel formülleri kullanan bir bilgisayar tarafindan radyoaktif maddenin biriktigi bölgelerin görüntüleri çikartilir.

S-İşlem nasıl gerçeklestirilir?


PET odasindaki muayene masasinda size damar yoluyla (kimi zaman da solunum yoluyla bir gaz seklinde) radyoaktif madde verilir. Maddenin vücudunuzdaki dokular tarafindan emilmesi 30-60 dakika alir. Bu süre boyunca los bir odada sessizce istirahat etmeniz istenir. Uygulanan maddenin yerini degistirebilecegi için konusmaktan ya da hareket etmekten kaçinilmasi gerekir. Görüntüleme 30-45 dakika sürer.

Kalp hastalarinda önce istirahat sirasinda, daha sonra da kalbe ulasan kan akisini degistiren bir ilacin uygulanmasinin ardindan PET görüntüleri alinarak stres testi yapilabilir.
Testten sonra günlük yasaminizda herhangi bir kisitlam yapmaniz gerekmese de, radyoaktif maddeyi vücudunuzdan uzaklastirmak için bol bol su içmelisiniz.

S-İşlem sırasında ne hissedeceğim?


Damar yolundan verilen radyoaktif madde hafif bir batma/karincalanma hissine yol açabilir. Test PET cihazinin içine yerlestirilmeden önce, mümkün oldugunca rahat bir konumda kalmaniz saglanir. Sizden görüntüleme sirasinda hareketsiz kalmaniz istenecektir. Kapali yerde kalma korkusu olan hastalar ya da ayni pozisyonda birkaç dakikadan fazla kalamayan hastalar biraz rahatsizlik yasayabilirler. Vücudunuza verilen radyoaktif madde herhangi bir duyumsamaya yol açmaz.

S-Sonuçlari kim yorumlar?

PET görüntülemesi bir doktorun istegi dogrultusunda yapilir. Sonuçlar PET konusunda uzmanlasmis bir radyolog tarafindan yorumlanir ve istekte bulunan doktora yazili olarak bildirilir. Yorum, bildirme ve sonuçlari iletme süreci genellikle birkaç günde tamamlanir.

S-İşlemin yararlarını ve risklerini karşılaştırabilir misiniz?

Yararları:


PET, vücudun fonksiyonlarini degerlendirme olanagi tanir. Bu nedenle PET görüntülemesi kullanildiginda, CT ya da MR gibi diger görüntülemelerin saptayabildigi anatomik degisikliklerden önce, biyokimyasal degisiklikler farkedilebilir. Uygulanan radyoaktif maddenin miktari son derece düsüktür ve ömrü çok kisadir. Bu nedenle ciddi bir tehlike söz konusu degildir. Radyoaktif maddeler fetusa ya da süte geçebilir. Dolayisiyla emziren ya da gebe kadinlarda, PET görüntülemesinin yararlari ve riskleri dikkatlice degerlendirilmelidir.

Genel Cerrahi



Kayseri Tekden Hastanesi Genel Cerrahi Ünitesi, modern teknolojik donanımı ve konusunda uzman hekim kadrosuyla hizmet veriyor. Genel Cerrahi Ünitesi’nde anestezi ve yoğun bakım hizmetleri desteğiyle acil ve rutin cerrahi çalışmalar yürütülür.
Genel Cerrahi Ünitemizde, tedavinin konusuna göre, klasik cerrahi yöntemler ile laparoskopik cerrahi başarıyla uygulanır.

Kayseri Tekden Hastanesi Genel Cerrahi Ünitesi’nde başlıca şu operasyonlar gerçekleştiriliyor:

  • Obezite için Laparoskopik (Kapalı Yöntem ile) Sleve Gastrektomi (Tüp Mide) Ameliyatı
  • Mide Kanseri Ameliyatı
  • Kalın Barsak Kanseri Ameliyatı
  • Pankreas Kanseri Ameliyatı
  • Meme Kanseri Ameliyatı
  • Laparoskopik Nissen (Reflü) Ameliyatı
  • Tiroit Hastalıkları ve Ameliyatları
  • Laparoskopik Kolesistektomi (Kapalı Yöntem ile Safra Kesesi Ameliyatı)
  • Karın Fıtıkları (İnternal Yama Yöntemi ile) Ameliyatları
  • Kasık Fıtığı Ameliyatları
  • Hemoroid (Basur Ameliyatları) Lazer ile
  • Flap Yöntemi ile Kıl Dönmesi (Pilonidal Sinüs) Ameliyatları
  • Anal Fisür (Makat Çatlağı) Ameliyatları
  • Anal Fistül Ameliyatları
  • Karaciğer Kist Hidatiği Ameliyatı
  • Tüm Acil Genel Cerrahi Ameliyatları

Radyoloji Hizmetleri



Kayseri Tekden Hastanesi Radyoloji Ünitesi, diğer branşlardaki hekimlerin talepleri doğrultusunda 24 saat kesintisiz hizmet vermektedir. Modern tıpta, birçok hastalığın erken tanısı için radyolojik tetkikler önem taşıyor. Kayseri Tekden Hastanesi Radyoloji bölümü, bu önemin gerektirdiği ileri teknolojik donanıma sahip bulunuyor. Bu donanım içinde ultrasonografi, renkli Doppler ultrasonografi, spiral tomografi, mamografi ve konvansiyonel röntgen cihazları yer alıyor.

Neler yapılıyor?

  • Renkli Doopler usg ile arter (atardamar) ve ven (toplardamar) ile ilgili patolojiler inceleniyor.
  • Gebelik Doppleri ile fetal gelişme gerilikleri, skrotal (testis) ve penil Doppler ile impotans, infertilite, testis enfeksiyonları, tümörleri ve torsiyon gibi acil durumlar değerlendiriliyor.
  • Ayrıca tüm karın ve yumuşak doku kitlelerinin daha ayrıntılı değerlendirilmesi mümkün oluyor.
  • Ultrasonografi ile batın, gebelik, tiroid, boyun, meme, testis, bebeklerde kranial ve kalça, yumuşak doku, prostat, omuz vb. organ ve bölgelerin tetkikleri yapılıyor.
  • Ultrason eşliğinde bazı organlardan ve tümör kitlelerinden biyopsi yapılıyor ve tanı koyulabiliyor.
  • Mamografi cihazı ile meme tetkikleri gerçekleştiriliyor. Bu tetkiklerde elde edilen verilerle meme kanserlerinin erken tanısı yapılabiliyor. Hiç şikayeti olmasa bile, 35 yaşından itibaren her kadının meme tetkiki yaptırması tavsiye ediliyor. Mamografi tetkikinin 2 yılda bir tekrarlanması, menopoz sonrasında ise her yıl yapılması öneriliyor.
  • Bunların yanında, konvansiyonel röntgen cihazı ile ihtiyaç duyulan, kontrastlı ve kontrassız tüm tetkikler yapılıyor.

Radyoloji Ünitesi’nde şu bölümler bulunuyor:

  • Radyografi
  • Ultrasonografi
  • Renkli Doppler
  • Tomografi
  • Mamografi

Tomografi


Kayseri'de ilklerin öncüsü Tekden Hastanesi, yine bir ilke imza atmaktan mutluluk duyar. Ülkemizde sadece birkaç ilde bulunan 64 kesitli tüm vücut bilgisayarlı tomografi cihazı hizmetinizde!
Hastalıkların teşhisinde yeni bir çığır açan bu çok özel cihaz, incelenecek bölgeyi hacim olarak taramakta ve üç boyutlu olarak görüntülemektedir. Bu özel cihaz ile inceleme süresini de son derece kısaltmıştır. önceki tomografi cihazlarında yaklaşık 20 dakika süren akciğer ve karın bölgesinin çekimi, Tekden Hastanesinde bulunan 64 kesitli tüm vücut bilgisayarlı tomografi cihazı ile 18 saniyede, yani sadece bir nefes tutma süresinde tamamlanmaktadır.

Cihazın son derece hızlı olması, koldan ilaç vererek damarların incelenmesine imkan vermektedir. kateter yani tel kullanılmadan sadece koldan ilaç vererek beyin damarları, aort damarı, akciğer ve böbrek damarları, kol ve bacak damarları üç boyutlu olarak görüntülenmektedir.

64 kesitli tüm vücut bilgisayarlı tomografi cihazının çok önemli bir özelliği, kalp damarlarını da gösterebilmesidir. şimdiye kadar kalp damarları sadece kateter anjio ile incelenebilirken bu gelişmiş cihaz, kalp damarlarını da üç boyutlu olarak göstermektedir. koldan ilaç verdikten sonra bu işlem sadece 7 saniyede tamamlanmakta, herhangi bir ön hazırlık veya hastanede yatış gerektirmemektedir.

Ayrıca beyin, yüz kemikleri, bel ve boyun bölgesi de üç boyutlu olarak görüntülenmekte ve hastalıkları teşhis edilmektedir. mesela bu incelemede, çene kemiğinde normal filmlerde görünmeyen ama üç boyutlu incelemede teşhis edilen bir kırığı görmekteyiz. Bu cihaz ile bel ve boyun fıtıkları da üç boyutlu olarak görüntülenmektedir.

Ek olarak “sanal kolonoskopi” olarak adlandırılan uygulama ile kalınbarsaklar, sanal bronkoskopi” ile akciğerler ve bronşlar herhangi bir alet kullanılmadan tomografik olarak incelenebilmektedir.

64 kesitli tüm vücut bilgisayarlı tomografi cihazını Kayseri'nin ve Anadolu'nun hizmetine sunmaktan gurur duyuyoruz...

MR


Kayseri'de ilklerin öncüsü Tekden Hastanesi, 1.5 tesla emar cihazını hizmetinize sunmaktan mutluluk duymaktadır. Emar cihazı manyetik dalgalar üreterek görüntü alan, radyasyon yaymayan bir tanı metodudur. Emar cihazlarının gücü tesla denilen bir birim ile ölçülmekte, tesla gücü yükseldikçe görüntü kalitesi artmaktadır. Tekden Hastanesinde 1,5 tesla gücünde güçlü bir emar cihazı bulunmaktadır.

Emar cihazı ile beyin, omurilik, boyun, bel, omuz, diz, ayak bileği ve diğer eklemler, karın, kol ve bacaklar, damarlar üç boyutlu olarak görüntülenebilmektedir.
Beyinde kanamalar, damar tıkanıklıkları, beyin tümörleri, damar yumakları, sıvı toplanmaları teşhis edilebilmekte, başağrısı, kulak çınlaması, işitmede ve görmede azalma gibi durumlarda şikayetin sebebini ortaya konulabilmektedir.

Modern çağın en önemli problemlerinden olan bel fıtığı ve boyun fıtığı, omurilik kitleleri üç boyutlu olarak gösterilebilmektedir. Diz bölgesinde menisküs yırtıkları, yan ve çapraz bağların hasarları, eklem faresi dediğimiz kemik parçacıkları teşhis edilebilmektedir. Omuz bölgesi, başka inceleme teknikleri ile görüntülenmesi zor bir bölgedir. 1.5 tesla emar cihazımız ile omuz eklemi, eklem kılıfı, omuz kasları çok güzel bir şekilde görüntülenebilmektedir.

Karında karaciğer, dalak, böbrek, pankreas, böbrek üstü bezi gibi organlar da görüntülenebilmekte ve hastalıkları teşhis edilebilmektedir.

Kemik Dansitometri

Kayseri'de ilklerin öncüsü Tekden Hastanesi, yine bir ilk' e imza atmaktan ve flash beam teknolojisi ile çalışan tüm vücut kemik dansitometri cihazını hizmetinize sunmaktan mutluluk duymaktadır. bu cihaz benzerlerinden farklı bir teknoloji kullanmakta ve çekimi üç saniyede tamamlamaktadır.

Kemik erimesi hastalığı, özellikle menapoz sonrası bayanların korkulu rüyasıdır. Kemik erimesi, eğer erken teşhis edilip tedavisine başlanmaz ise özellikle omur ve kalça kemiği kırıklarına yol açabilen sinsi bir hastalıktır. Bu hastalığın teşhisi kemik yoğunluk ölçümü ile yapılır. Tekden Hastanesi'nde, bilgisayarlı tomografi sistemi ile çalışan çok gelişmiş bir kemik yoğunluk ölçüm cihazı bulunmaktadır. bu cihaz, sadece 3 saniye gibi çok kısa bir sürede incelemeyi tamamlamaktadır.

40-50 yaş arası bayanların iki yılda bir, menapoz sonrasında ise yılda bir kemik yoğunluk ölçümünü yaptırmalarını öneriyoruz. Kemik erimesi başlamadan önlem almak ve bir çok riskli durumdan korunabilmek için 3 sn. zaman ayırmanız yeterlidir.

Cildiye

Gastro Enteroloji


Tekden Hastanesi Gastro Enteroloji Ünitesi’nde sindirim sistemiyle ilgili patalojik veya yapısal kökenli hastalık ve sorunlar başarıyla çözüme kavuşturuluyor.
Gastro Enteroloji Ünitesi, modern teknolojik donanımla desteklenen, konusunda uzman, deneyimli bir hekim kadrosuyla hizmet veriyor

Gastroskopi:
Gastroskopi, yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağı hastalıklarının tanısında en güvenilir yöntemdir. Ucunda kamera olan ince ve bükülebilen bir boru yardımıyla ağızdan girilerek inceleme yapılır. Midenin boş olması gerektiğinden, hastaların işlemden önceki 6-8 saat boyunca bir şey yiyip içmemeleri gerekir.

Reflü Hastalığı:


Günümüzün en yaygın problemlerinden biridir. Göğüsün ortasında, mideden başlayıp boğaza doğru gelen yanma hissi ve ağza acısu gelmesi ana belirtileridir. Göğüsün ortasında, sternumun (göğüs kemiğinin) arkasında ciddi ağrı bir diğer belirtisidir. Ağrı o kadar ciddi olabilir ki, hastalar çoğunlukla kalp ağrısı olduğunu zannederler. Boğazda, takıntı hissi, sebebi bulunamayan öksürük, ses kısıklığı ve ağız kokusu diğer belirtileridir. Bu farklı şikayetler sebebiyle hastalar yanlış olarak Kulak Burun Boğaz, Kardiyoloji ve Göğüs Hastalıkları gibi bölümlere başvururlar
Gastroskopi, reflü hastalığının varlığını ve yemek borusunda yaptığı hasarın derecesini gösteren temel yöntemdir. Uzun süreli reflüye bağlı olarak yemek borusunda gelişebilecek ciddi ülser, darlık ve Barret özofagusu gibi prekanseröz (kanser riski taşıyan) lezyonları saptayabilecek tek yöntemdir.

Ülser Hastalığı:


Mide ve onikiparmak bağırsağında gelişen 0.5 cm.den büyük yaralara verilen addır. Karında, mide bölgesinde ağrı, midede ekşime, yanma, kaynama, çabuk doyma, bulantı-kusma gibi şikayetlere neden olur. Açlık ağrısı ve gece uykudan uyandıran ağrı ülseri düşündürmelidir. Tanısı için en güvenilir yöntem gastroskopidir. Ülserlerin büyük çoğunluğu Helicobacter pylori denen mikroba bağlı olarak gelişmektedir. Gastroskopi sırasında mideden alınan küçük bir doku örneği (biyopsi) kullanılarak yapılan “hızlı üreaz testi” (clotest, hpfast) ile bu bakterinin bulunup bulunmadığı gösterilmektedir.

Kanser:


Yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağı kanserlerinin tanısı için en güvenilir yöntem gastroskopidir. Yutma güçlüğü, sebepsiz iştahsızlık, çabuk doyma, kilo kaybı, yeni gelişen mide şikayetleri ve 40 yaşından sonra ortaya çıkan mide şikayetleri varlığında akla gelmelidir. Ayrıca, yakın akrabalarında mide kanseri olanlar, hiçbir şikayetleri olmasa bile, kırklı yaşlara gelmeden önce Gastroskopi yaptırmalıdır. Gastroskopi, yemek borusu ve mide kanserlerinin ERKEN TANISINA olanak sağlayan tek yöntemdir.

Mide Kanaması:


Kan kusma bilinen kırmızı renkte kan kusma yanında kahve telvesi şeklinde de olabilir. Dışkının katran gibi siyah, yapışkan ve pis kokulu olması da kanama belirtisidir. Bütün mide hastalıkları kanamaya neden olur. Eğer müdahale edilmezse, mide kanaması geçirenlerde ölüm oranı %10 dur. GASTROSKOPİ, hem mide kanamasına neden olan hastalığı gösterir, hem de kanamanın durdurulmasına olanak sağlayarak KANAYAN HASTANIN HAYATINI KURTARIR. Bu nedenle, mide kanaması geçiren herkes, acilen hastaneye başvurmalı ve mümkün olan en kısa sürede gastroskopi yapılmalıdır.

Kanamaların yarısından çoğunun sebebi ülserlerdir. Yemek borusu ve mide varisleri (sirozlu hastalarda gelişen damar genişlemeleri), aspirin ve diğer ağrı kesicilere bağlı mide yaralanmaları (eroziv gastrit), tümörler ve damarsal anomaliler diğer önemli kanama sebepleridir. Mide kanamalarının endoskopik yolla durdurulması için birçok yöntem kullanılmaktadır. Bu yöntemlerin tamamına yakını, yeterli ekipmanın sağlanması ile bölümümüzde başarıyla uygulanmaya başlayacaktır.

İnjeksiyon Tedavisi:


Kanayan lezyona özel bir kateter yardımıyla ilaç verilerek kanamanın durdurulması yöntemidir. Özellikle ülser kanamalarının durdurulmasında kullanılır.

Gold Prob:
Elektrik akımıyla kanayan lezyonun yakılması mekanizmasıyla etki gösteren yöntemdir. Varis ve tümör dışı kanamalarda başarıyla kullanılmaktadır.
Argon Plasma Koagulasyonu: Argon gazı akımını kullanarak kanayan lezyonun yakılmasını sağlayan yöntemdir. Varis dışı kanamaların tedavisinde etkili ve güvenilirdir. Tümöre bağlı kanamalarda güvenli ve etkin bir şekilde kullanılabilen TEK YÖNTEMDİR. Ayrıca damarsal anomalilere bağlı (angiodisplazi, telenjiektazi, gastrik antral vasküler ektazi gibi) kanamaların tedavisinde de en etkili yöntemdir.

Skleroterapi:
Kanayan varislere (sirozlu hastalardaki damar genişlemeleri) özel bir kateter yardımıyla sklerozan (yakıcı) ilaç verilmesi yöntemidir. Varise bağlı kanayan hastaların, eğer müdahale edilmezse, yarısına yakını ölmektedir. Skleroterapi, kanayan hastaların %80’inde kanamayı kontrol edebilmektedir. Tekrarlanan seanslar şeklinde uygulandığında, gelişmiş olan varisleri yok ederek hastaların ileride tekrar kanama geçirme risklerini azaltmaktadır.

Variseal Band Ligasyonu:
kanayan varislerin özel lastik bir bantla boğulmasına dayanan bir yöntemdir. Varislere bağlı kanamaları başarıyla kontrol etmektedir. Skleroterapi gibi, tekrarlanan seanslar şeklinde uygulandığında, gelişmiş olan varisleri yok ederek, hastaların ileride tekrar kanama geçirme risklerini azaltmaktadır.

Kolonoskopi


Ucunda kamera olan ince ve bükülebilir bir boru ile anüsten girilerek bütün kalın bağırsağın ve ince bağırsakların kalın bağırsağa komşu kısmının görüntülenmesi yöntemidir. Sigmoidoskopi, kalın bağırsağın anüse yakın kısmının incelenmesine verilen addır. İşlemden önce bağırsakların müshil ilacı yardımıyla temizlenmesi gerekir.

Kolon (kalın barsak) kanseri tanısında en güvenilir yöntemdir. Ayrıca; polip ve benzeri kanser öcesi lezyonlerı saptayıp alınmasını sağlayarak hastaları kanserden korumaktadır.
Kolon kanserinden korunmak için 50 yaşını aşmış herkese yapılması önerilmektedir. Yakın akrabalarında kolon kanseri olanların ise, ailedeki en genç kanserli hastanın yaşından 10 yıl önce kolonoskopi yaptırmaları gerekir.

Kolon kanserlerinin büyük çoğunluğu polip denen iyi huylu tümörlerin üzerinde gelişir. Uygun zamanda yapılan kolonoskopi, kanser gelişmeden önceki aşamada poliplerin bulunup alınmasını sağlar (POLİPEKTOMİ). Bu şekilde hastaları hem kanserden hem de ameliyattan kurtarır. Kalın Bağırsağından polip alınanların, polipin özelliğine göre, 1 ile 3 yılda bir takip kolonoskopiler yaptırması gerekir.

Kolonoskopi, Ülseratif Kolit, Crohn Hastalığı gibi kanser dışı kalın bağırsak hastalıklarının tanı ve takibinde de kullanılır. Kolonoskopi, kalın bağırsak kanamalarının tanı ve tedavisini sağlayarak hastaları ameliyat olmaktan kurtarabilir.

Ercp-Endoskopik Retrograd Kolanjiopankreatıkografi

Ağızdan endoskopla girilerek, safra yollarının ve pankreas kanalının görüntülenmesi yöntemidir. Safra ve pankreas sıvısının bağırsağa döküldüğü yer onikiparmak bağırsağındadır. Buraya papil denir. Özel kateterler yardımıyla papilden girilerek safra yolları ve pankreas kanalının ilaçlı filmi çekilir. Eğer safra yollarında taş varsa, papil açılarak taşlar ameliyata gerek kalmadan alınır. Ayrıca tümör gibi safra yollarını tıkayan hastalıklar varsa, dilatasyon yapılarak ve/veya stent konularak tıkanıklık açılabilmektedir.

Kapsül Endoskopisi

İnce bağırsaklara gastroskopi, kolonoskopi gibi yöntemlerle girilemediği için, bütün ince bağırsakların görüntülenmesini sağlayan tek yöntemdir. Büyükçe bir hap büyüklüğündeki bir kapsülün içine yerleştirilmiş bir kapsül ağızdan yutulduktan sonra saniyede iki fotoğraf çekerek hastanın üzerinde taşıdığı kayıt cihazına gönderir. Yaklaşık 8 saat süren inceleme süresince hasta günlük işlerini yapabilir. Kayıt bittikten sonra, bilgiler bilgisayara aktarılır ve görüntüler incelenir. Her türlü ince bağırsak hastalığını gösterir. Sebebi bulunamayan kanamalar, açıklanamayan karın ağrısı ve ishal gibi durumlarda yapılır.

Çocuk Hastalıkları


Ünitemiz bünyesinde, çocukluk dönemine ait her türlü sağlık sorunuyla ilgili olarak poliklinik hizmetleri yanında, yataklı tedavi ve takip işlemleri başarıyla gerçekleştirilmektedir.
Çocuk hastalıkları bölümünde 0-16 yaş arasındaki çocuklar tedavi ediliyor. Bu yaş grubunda yer alan çocuklardaki hastalıkların teşhis ve tedavisi yapılmaktadır.

Çocuk sağlığı açısından sürdürülen hizmetler kapsamında “koruyucu hekimlik” çalışmalarına da büyük önem verilmektedir. Buna bağlı olarak çocuklarımızın ileriye dönük sağlık sorunlarının kontrolü açısından aşılama çalışmaları titizlikle yürütülmektedir.

Çocuk hastalıkları ve çocukların genel sağlığı, annelerin tutum ve davranışlarıyla yakından ilgili olduğu için, annelik bilincinin gelişmesine ilişkin çalışmalara da önem veriliyor. Hastanemizin halkın bilinçlenmesine katkıda bulunmayı benimseyen genel stratejisi doğrultusunda, anne eğitimi ön planda tutulmaktadır.

Ünitemiz çalışmaları kapsamında, anne adayları ve anneler, hem kendi beslenmeleri hem bebeklerinin beslenmesi konusunda bilgilendirilmektedir. Annelere ve anne adaylarına verilen eğitim çerçevesinde anne sütünün değeri, emzirmenin önemi ve çocuk sağlığına etkileri etraflıca anlatılmaktadır.

Nasıl hizmet veriyoruz?

İnsan sağlığı anne karnında başlıyor. Bu gerçek anne ve çocuk sağlığının önemini ortaya koyuyor. Kayseri Tekden Hastanesi, çocuk sağlığına bu temel anlayışla yaklaşıyor.
Çocuk, doğduğu anda, ailesinden aldığı özellikleri taşır. Dış etkenlerden ve enfeksiyonlardan korunmasında anne sütü ve annenin bağışıklık sisteminin gücü etkili olmaktadır.

Bir başka ifadeyle, Kayseri Tekden Hastanesi hekim ve sağlık hizmetlileri, çocuk hastalıkları ve çocuk sağlığı konusunda annelerle işbirliği yaparak ailelerle el ele vererek çalışmanın önemine inanıyor.

Bu anlayışla programlanan çalışmalar, uzman hekimler kontrolünde yürütülüyor:

Çocuk hastalıkları


Hastanemiz; acil servisi radyoloji ünitelerinin teknolojik desteğiyle hizmet veren Kliniğimizde bütün çocuk hastalıklarının tanı ve tedavileri yapılıyor. Hastalıkların tanı ve tedavisinin yanında koruyucu hekimlik adına aşılar, beslenme ve genel sağlık konularında ailelere genel bilgi verilmektedirler. Çocuk sağlığıyla ilgili hizmetler hastanemizde çocuk polikliniğine bağlı olarak şu servislerde veriliyor:

Acil:


Acil hizmetleri, gündüz staff hekimler tarafından, gece nöbetçi uzman doktorlar tarafından yürütülüyor. 24 saat süreyle her türlü sağlık sorununa müdahale edilebiliyor.

Kuvözlerde bakım:


Kuvöz, yeni doğan yoğun bakım ünitelerinin temel unsuru sayılıyor. Yeni doğan bebekler bu kuvözlerde bakım altına alınıyor. Kuvöz, anne rahmine benzer bir ortam oluşturuyor. Kuvöz içinde bebekler anne rahmindeki gibi ısıtılıyor, enfeksiyonlardan korunuyor. Solunumu yetersiz olan bebeklerin solunumuna yardım eden, gelişmiş teknoloji ürünleri olan ventilatörler sayesinde akciğerleri olgunlaşmadan doğan bebeklerin yaşama şansı artıyor.

Kuvözlerdeki bebeklerin solunum, kalp atışları ve vücut ısıları gibi yaşamsal fonksiyonları 24 saat takip ediliyor.
Riskli doğum yapan anneler, Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesi’nde bakım altına alınan bebeklerini uygun giysilerle sık sık ziyaret edebiliyor, beslenmesine yardımcı olabiliyorlar. Anneler yoğun bakım odasına uygun giysilerle alınıyorlar. Yoğun bakım sürecinde anne desteği bebeklerin gelişimini olumlu etkiliyor.

Aşılama:


Çocuk sağlığında aşı ayrıntılı yer tutuyor. Çocukluk dönemi hastalıklarından korunma amaçlı aşıların uygulama ve takibi dikkatle sürdürülüyor. Bu konuda sağlık ocağında yapılmayan özel aşılar hakkında ailelere bilgi verilip takibi yapılmaktadır. Bunlar arsında menenjit, suçiçeği, hepatit A, kızamık, kızılcık ve kabakulak aşıları sayılabilir.

Genel çocuk sağlığı:


Bebeklik dönemini içeren 0-3 yaş arasında olduğu gibi ileri çocukluk döneminde de koruyucu aşılar yaşamsal önem taşıyor.
Anaokulu sıralarından başlayarak ilköğretim sürecini kapsayan çocukluk döneminde geçirilen hastalıkların çoğu bulaşıcı özellik taşıyor. Bu hastalıklar ancak aşı ile önlenebiliyor.

Okul ortamında bu hastalıklar salgınlara yol açabiliyor. Bunların salgına dönüşmemesi için karantina şartlarına uygun davranmak gerekiyor. Bu da ancak hastanın ve çevresindekilerin dikkatli davranmalarıyla sağlanabiliyor.

Bu süreçte hastayla temasın en aza indirilmesi gerekiyor. İster bir çocukluk dönemi hastalığı geçiriyor olsun ister genel bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış olsun çocukların kesinlikle okula gönderilmemesi gerekiyor.

Çocukluk dönemi hastalıklarından korunmak için hastayla temastan kaçınmanın yanı sıra, iyi beslenmek ve soğuktan korunmak da önem taşıyor.

Diş


Diş Hekimi Ahmet ERTÜZ Web Sayfası İçin Tıklayınız
http://www.kayseritekden.com/dental/www.kayseridental.com/index.html

Kulak Burun Boğaz


Mikroskop altında dış kulak yolu ve kulak zarı muayenesi. Bu yöntemle dış kulak yolu ve kulak zarı hakkında tüm bilgiler elde edilir. Kulak zarı delikse ortakulak hastalıklarının teşhisi bu yöntemle çok kolay olabilir. Dış kulak yolundaki buşon (Kulak kiri) mikroskop ve aspiratör yardımıyla kulak zarına zarar vermeden temizlenir. Kronik orta kulak enfeksiyonlarında ortaya çıkan cerahat yine aspiratör yardımıyla aspire edilir. Spesifik antibiyotik seçimi için kültür alınabilir.

Tanı Yöntemleri


Diagnostik nazal endoskopi: Tanı amaçlı burun ve sinüs endoskopisi özellikle kronik sinüzit vakalarında kesin teşhisi koymakta oldukça yardımcı bir yöntemdir. Poliklinik şartlarında lokal anestezi altında video kamera sisteminden de yararlanılarak rigit optik cihazlarla gerçekleştirilir. Bu yöntemle burun gerisine olan akıntı direk olarak görülebildiği gibi sinuzit oluşmasına neden septum deviasyonu burun etlerinde büyüme ve poliplerin görülmesine yardımcı olur. Hastanemizde rutin olarak kullanılan DNE sayesinde medikal tedaviye cevap vermeyen kronik sinüzit vakalarında bilgisayarlı tomografi yardımıyla FESS operasyonuna kararı verilir.

Flexible endoskopi: Burun boşluklarını genizi boğazı ve özellikle ses tellerini incelemeye yarar. Bu tetkik Flexible endoskop denen bir cihaz aracılığı ile gerçekleştirilir. Genellikle poliklinik şartlarında lokal anestezi altında yapılır. Aynı anda kullanılabilen video kamera sistemi ile görüntü direk olarak izlenilebilir.

Odioloji, Timpanometri; Odiyometri: Saf ses işitme testi. Dış ortamın gürültüsünden arıtılmış bir kabin içinde uygulanır. Odyometri elektrikle çalışan bir ses üreticisidir. Seslerin işitme eşiklerinin saptanmasında kullanılır. İşitme kaybı her frekans için dB ( desibel) olarak ölçülerek kağıt üzerinde ifade edilir. İki tip patoloji saptanır:

  • Bir orta kulak patolojisini ortaya çıkartan iletim tipi işitme kayıpları.
  • İç kulak ile ilgili sensörinöral işitme kayıpları. Bu tetkik yardımıyla akut orta kulak iltihabından iç kulaktaki kireçlenmeye kadar bir çok hastalığın tanısı konulabilir. Timpanometri. Orta kulak basınç testi. Bize orta kulağın çalışması ve durumu hakkında çok değerli bilgiler verir. Normal olarak zarın her iki yüzünde basınç farkı yoktur. Patolojik durumlarda oluşan basınç farkını ölçmeye yarar.

Cerrahi


Burun; Septoplasti (Deviasyon): Burunda nefes alıp vermeyi engelleyen en önemli neden septum denilen burun bölmesindeki eğriliktir. Hastanemizde deviasyon ameliyatı rijit optikler yardımıyla yüksek başarı oranı ile rutin olarak gerçekleştirilmektedir.

Türbinektomi (Parsiyel, Total): Burun etlerinin alınması genelde nefes alıp vermeyi engellemeyen alt burun etleri allerji, hava kirliliği, sigara gibi nedenlerle genişleyip büyürler. Burun tıkanıklığına neden olan hastalanmış burun etleri, endoskopik yöntemle alınırlar.

Polipektomi ( Endoskopik): Burunda mukozal allerjiye bağlı olarak ortaya çıkan şeffaf, sarımsı-beyaz, yumuşak, üzüm salkımını andıran selim oluşumlardır. Lokal ya da genel anestezi altında endoskopik ameliyatle polipler çıkartılırlar. Eğer hastada allerjik bünye varsa çok iyi temizlenseler bile tekrarlama eğilimi gösterirler.

Sinüs; FESS (Fonksiyonel Endoskopik Sinüs Cerrahisi): Uzun süreli antibiyotik tedavisine cevap vermeyen kronik sinuzit vakalarına cerrahi yaklaşım önerilir. Sinüs kanallarındaki ve burun boşluklarındaki daralma ve tıkanıklıklar günümüzde “ endoskopik yöntemle” ortadan kaldırılarak fizyolojiye uygun sinüs havalanması ve drenajı sağlanır. Sağlam hiçbir dokusuna zarar vermeden sadece hastalığa neden olan lezyonların çıkartılıp hücrelerin temizlendiği FESS ( Fonksiyonel Endoskopik Sinüs Cerrahisi) ile artık kronik sinüzit vakalarının % 90’ a yakını tedavi edilmektedir.

Boğaz; Adenoidektomi ( Geniz eti ameliyatı): Büyümüş geniz etleri orta kulakla boğazın arka kısmını birleştiren östaki borusunu tıkayarak orta kulağın sıvı ile dolmasına ve dolayısıyla işitme kaybına neden olur. Sık tekrarlayan orta kulak iltahabı vakalarında burun tıkanıklığına bağlı sinüzit ağızdan nefes alıp verme şiddetli horlamalarda sık tekrarlayan ses telleri enfeksiyonlarında geniz eti alınmalıdır. Ameliyat kısa süreli genel anestezi altında gerçekleştirilir. Basit ve sorunsuz riski az olan bir ameliyattır.

Ventilasyon tüpü: Orta kulak östaki borusu vasıtasıyla genize bağlanmıştır. Orta kulak basıncını atmosfer basıncıyla eşit hale getirmeye yarayan bu boru, çocuklarda genellikle geniz etinin aşırı büyümesine bağlı olarak tıkanır. Ortakulaktaki oluşan negatif basıncın etkisiyle mukozalardan sıvı ifrazatı olur ve bu sık tekrarlayan otit ataklarına , işitme kaybına yol açar. Bu durumda orta kulak basıncını eşitlemek için vantilasyon tüpleri kulak zarı üzerine yerleştirilir. Bu tüpler 5-6 ay sonra kendiliğinden kulak zarı tarafında dışarıya atılırlar.

Tonsillektomi: Bademcikler arka ağız boşluğunun her iki yanında bulunan bir lenf bezidir. Yılda beş kereden fazla tonsillit atakları, bademcikler arkasında abse, nefes alıp vermeyi engelleyecek kadar büyük bademcikler, kötü ağız kokusu, beta hemolitik streptekok enfeksiyonuna bağlı( beta mikrobu) akut eklem romatizması, böbrek iltahabı, kalp romatizması gibi komlikasyonlar durumunda bademcikler koruma özelliklerini kaybetmiş vücuda zararlı hale gelmişlerdir. Bu durumda bedemcik ameliyatına kara vermek gerekir. Ayrıca valdeyer halkası denilen boğazdaki diğer lenf bezleride koruma görevini rahatlıkla yerine getirebilirler. Tonsillektomi ameliyatı her yaşta ve her mevsimde yapılabilir. Yalnızca üç yaşından küçük çocuklarda daha iyi ve dikkatli klinik muayene gerekmektedir.

Horlama ameliyatı (UPPP): Bademcik ve etrafındaki dokuların aşırı büyümesi ve gevşemesi sonucunda farenks denilen boğazı oluşturan duvar ile dil arkası arasındaki mesafe daralır ve uykuda gevşeyen bu dokuların hava geçişiyle titremesi sonucunda horlamayı oluşturan ses ortaya çıkar. Özellikle uyku testi ile gece boyunca horlamaya bağlı oluşan uyku bölünmeleri miktarı tespit edildikten sonra UPPP ameliyatı ile gevşeyen dokularla birlikte bademcikler çıkartılarak dil arkası ile boğaz duvarı arasındaki mesafe genişletilir.

Larenks (Gırtlak); Selim tümörler (Nodül, Polip): Ses telleri üzerindeki selim oluşumlar genel anestezi altında mikroskop ile büyütülerek ağız yoluyla yerleştirilen tüp vasıtasıyla özel aletler kullanılarak ses tellerine zarar vermeden alınır.

Kanser cerrahisi: Gırtlak içerisinde veya ses telleri üzerinde gelişen kötü huylu tümörler, lezyonun yerleşim şeklinin olanak tanıdığı oranda mümkün olduğu kadar gırtlağın önemli üç fonksiyonu olan sesin, soluk alıp verebilmenin ve yutmanın korunması sağlanarak ameliyat ile çıkartılırlar. Kötü huylu tümörün ameliyat sonrası yapılan patolojik değerlendirmesi ile ilave tedavi biçimleri olan ışın tedavisi ve/veya kemoterapi önerilir.

Kulak; Delik kulak zarı cerrahisi ( Miringoplasti): Genellikle travma ya da enfeksiyon nedeniyle kulak zarı üzerinde bir delik oluşabilir. 3-4 hafta içinde kendiliğinden kapanmayan delik genel anestezi altında miringopasti denen ameliyat ile kapatılmaya çalışılır. Kulak kepçesine yakın bir adalenin zarı alınarak delik olan kulak zarı yamanır.

Kronik orta kulak iltihabı cerrahisi ( Timpanoplasti, Mastoidektomi): İşitme kaybı, kulakta akıntı ve zaman zaman oluşan kulak ağrısıyla karakterize kronik orta kulak iltahabı ilaç tedavisine cevap vermiyorsa genel anestezi altında ve mikroskop kullanılarak ameliyat edilir.Orta kulaktaki tüm iltahap hücreleri temizlenir. Kulak kemikçiklerinde (çekiç, örs, özengi) bir erime varsa kemik zincirde bir montaj gerçekleştirilir. Aynı zamanda delik olan kulak zarıda yamanır. Aşağıda kronik orta kulak iltahabı ve cerrahi tedavisi ayrıntısıyla anlatılmaktadır.

Nöroloji


 Nöroloji Ünitesi, Kayseri Tekden Hastanesi'nin sahip olduğu teknolojik donanımı kullanarak, tanı ve tedavi hizmetlerini çağdaş boyuta taşıyor. Bu çerçevede, nörolojik hastalıkların tanı ve tedavileri, poliklinik muayene safhasında uzman hekimin gereksinme görmesi halinde bilgisayarlı beyin tomografisi,Beyin magnetik resonans görüntülemesi(MR), dijital EEG, ve diğer cihazların verilerinden yararlanılarak gerçekleştiriliyor.

Kayseri Tekden Hastanesi Nöroloji Ünitesi’nde teşhis ve tedavileri gerçekleştirilen hastalıklar şu başlıklar altında gruplandırılabilir.

Baş Ağrısı : Baş ağrıları kapsamlı olarak değerlendirilerek tedavi ediliyor. Bu çerçevede tanı ve tedavileri yapılan hastalıklar başvuru sıklığı dikkate alınarak şöyle sıralanıyor:

  • Migrenin bütün tipleri
  • Gerilime bağlı baş ağrıları
  • Beyin damarları ve yapısından kaynaklanan ağrılar
  • Diğer sistemlerden kaynaklanan baş ağrıları
  • Nevraljiler
  • Beyin Tümörleri

Bu tür ağrıların tanı ve tedavilerinde, baş ağrısı spesifik bir hastalık olarak değil, belirli nedenlerden kaynaklanan bir tepki, bir belirti olarak ele alınıyor. Buna bağlı olarak, baş ağrısına yol açan altta yatan nedenin belirlenip tedavisi gerçekleştiriliyor. Nevralji tedavisinde ilaçlar yetersiz kaldığında, beyin cerrahisi birimimizden destek alınarak çeşitli cerrahi yöntemler uygulanıyor.

Epilepsi : Halk arasında “sara” diye tanımlanan epelipsi hastalığı, sinir sistemine bağlı hastalıklar arasında önemli bir yer tutuyor. Nöroloji kliniğimizde tüm sinir sistemi hastalıklarında olduğu gibi epilepsi tanısında da teknolojik olanaklardan yararlanılıyor. Bu amaçla dijital elektroansefalografisi ( EEG) çekiliyor. Gerekli görülürse, uyku esnasında ve videoya kaydedilerek 24 saatlik kayıt yapılabiliyor.
Epileptik nöbetler de baş ağrısı gibi çok farklı nedenlere bağlı olabiliyor. Bu açıdan altta yatan asıl nedenin ortaya konulması tedavide büyük önem taşıyor.

Baş dönmesi : Baş dönmesi, hastaneye başvurma nedenleri arasında önemli yer tutuyor. Baş dönmesi yakınması farklı sistem rahatsızlıklarından kaynaklanan ve farklı şekillerde tanımlanabilen bir sağlık sorunu olma özelliği taşıyor.
Özellikle bulantı ve kusmanın eşlik ettiği baş dönmelerinin doğru tedavileri için iyi bir nörolojik değerlendirme gerekiyor.

Beyin damar hastalıkları ve felçler : Beyin ve boyun damar rahatsızlıklarına bağlı birçok serebrovasküler olay ortaya çıkıyor. Bunlar genellikle, halk arasında “inme” diye de adlandırılan felç şeklinde görülüyor. Bu hastalıkların koruyucu tedavisi, diğer branşlarla koordineli bir mültidisipliner çalışmayı gerektiriyor. Hastalığın kişiyi etkileme sürecinde tıbbi tedavinin yanında fizyoterapi de uygulanıyor.

Parkinson ve istemsiz hareket hastalıkları : Sinir sistemi hastalıkları arasında yaşlılık dönemi hastalığı olarak Parkinson öne çıkıyor. Parkinson, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertleşme, el ve ayaklarda titreme ile kendini gösteriyor.
Nöroloji kliniğimizde, perkinsonun yanı sıra yüz, boyun ve ellerde ortaya çıkabilen titreme, seyirme, kasılma gibi istemsiz hareket hastalıklarının tanı ve tedavisi yapılıyor.

Huzursuz bacak hastalığı ve periyodik bacak hareketleri sendromu
Bu rahatsızlığı olan kişilerde; uyumayı engelliyecek düzeyde bacaklarda huzursuzluk, ağrı ve kramp durumu ile bacakları hareket ettirme ihtiyacı ortaya çıkar. Uykunun ilk bölümünde bacaklarda ve bazen kollarda ritmik olarak tekrarlayan atmalar görülebilir. Bazen bu iki rahatsızlık birlikte bulunabilir.

Periferik sinir hastalıkları : Kliniğimizde, periferik yüz felci başta olmak üzere diğer kafa sinirlerine ait hastalıkların tanı ve tedavileri de geçekleştiriliyor.
Periferik (yüzeysel, çevresel) sinir sistemi sorunları, belli başlı şu belirtileri veriyor:

1. Tek veya çift taraflı görme kaybı
2. Çift görme, bulanık ve yarım görme
3. Koku almada kayıp, kokuyu farklı algılama
4. Göz kapağında düşme
5. Baş dönmesi, dengesizlik
6. Yutma güçlüğü
7. El ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma ve kuvvet kaybı
8. Dil, dudak ve burun civarında uyuşma

Kas-iskelet sistemi hastalıkları : Boyun ve bel ağrısı, kollara ve bacağa yansıyan ağrılar, yaygın ve lokal adale ağrıları, lokal veya yaygın kas güçsüzlükleri, kas erimesi gibi belirtiler veren hastalıkların ayırıcı tanı ve tedavileri yapılıyor.

Uyku Hastalıkları : Uyku; hayatımızın üçte birini kapsayan bir süreyi ifade ediyor. Böylesine uzun bir zaman diliminde şüphesiz vücudumuz çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşıyor.

Uyku hastalıkları yakın zamana kadar ülkemizde tedavisi yapılmayan sağlık sorunları arasında yer alıyordu.

Son yıllarda bu alanda önemli ilerlemeler sağlandı ve yeni uyku hastalıkları tanımlanarak bunların tedavileri mümkün hale geldi.

Gün içi, uyanıklık zamanında görülebilen birçok normal dışı belirti, uyku hastalıklarına bağlı olabiliyor. Bu belirtiler arasında uyku hali, performans düşüklüğü, algılamada zorlanma, tansiyon yüksekliği gibi etkenler yer alıyor. Bunlar kişinin verimini düşürebiliyor, ileri derecede uykusuzluk hali trafik kazalarına yol açabiliyor.

Uyku hastalıklarının tanısı uyku laboratuvarımızda yapılan incelemeler sonucu konuluyor.

Şikayeti olan kişi, uyku laboratuvarında yatırılarak gece uykusu izleniyor. Vücudun değişik bölgelerine konulan aparatlarla gece boyunca kişinin uyku derinliği uyanma sıklığı, kan dolaşımı, değişik vücut kesimlerinin tepkileri ölçülüyor. Bu veriler bilgisayara kaydedilerek değerlendiriliyor.

Uyku laboratuarında; gün içi uykusuzluk nedeni olan uyku apnesi ve buna bağlı horlama gibi rahatsızlıklar tespit ediliyor. Bu hastalıklar dışında görülme sıklığı dikkate alınarak teşhis ve tedavisi yapılan hastalıklar şöyle sıralanıyor:

Narkolepsi

Sosyal hayatı alt üst eden bir rahatsızlık olan narkolepsi; gün içinde istek dışı olarak uyku atakları, kol ve bacaklarda ani ve çok kısa süreli güçsüzlük atakları, bazen yere düşme, uykuya dalma esnasında ses-gürültü duyma, uykuda felç olmuş gibi hareket edememe şeklinde temel belirtiler verir.

REM uykusu davranış bozukluğu

Özellikle orta yaş üzeri erkeklerde görülen rüyanın tesiriyle saldırganlık, kendine ve yanındakine zarar verme düzeyine gelebilecek ciddiyette önemli bir rahatsızlıktır.
Uyku laboratuvarımızda, ayrıca, çocukluk çağında görülebilen uykuda korku hali, konfüzyonel (bilinçdışı) uyanma gibi uykuya ait çeşitli rahatsızlıkların tanı ve tedavisi yapılıyor.

Dahiliye



Günümüzde modern tıpda bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ışığında İç Hastalıkları bölümü kendi içinde birçok bölüme ayrılmakla beraber erişkin hasta bölümünün genel cerrahi dışındaki şikayetlerin çözümlerinde ana dal olarak görev yapmaya devam etmektedir.

Ateşli Hastalıklardan metobolik hastalıklara, böbrek hastalığından, karaciğer hastalıklarına tüm sorunların başvuru ve çözüm merkezi dahiliye servisidir.
Nefroloji, Endokrinoloji, Gastroenteroloji, Göğüs Hastalıkları, hematoloji, Onkoloji, Enfeksiyon Hastalıkları, Romatoloji İmmunoloji-Allerji, Diabet, Kardiyoloji gibi kendini hızla yenileyen yan dallar hep Dahiliyenin içinden doğmadır.
Karın ağrısı olan hastamız da sindirim sistemi problemi olan da, iştahsızlığı olan da, öksürüğü olan da öncelikle Dahiliye Polikliniği’ne başvurmaktadır. Doğrusu da genel yaklaşım, hastayı objektif değerlendirmek ve tedavi etmek genel dahiliyenin temel prensibidir. İç hastalıkları Uzmanı tanısını koyduğu hastayı cerrahi tedavi gerektiği durumlarda genel cerrahi başta olmak üzere tüm cerrahi branşlara yönlendirmektedir.

Yine ameliyat öncesi-ameliyat sonrası birçok vakanın kalp, akciğer (solunum), böbrek-karaciğer problemlerinin çözümüne direkt deveye giren ve sorunu çözen birim İç Hastalıklarıdır. İç Hastalıkları Bölümü; ?eker hastalığı, karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları,kan hastalıkları, sindirim sistemi (mide ve barsaklar) hastalıkları, enfeksiyon hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları, hormon hastalıkları ve şişmanlık gibi problemlerinizde başvurmanız gereken bir bölümdür.

Ortopedi


Ortopedi; vücudun iskeleti olan kemik ve kemik yapısıyla ilgili sağlık sorunlarını inceleyen ve bu sorunların çözümüne katkı sağlayan bir bilim dalı olarak tıpta yerini almıştır.
Kemiklere bağlı sağlık sorunları ve bunlara çözüm arama çalışmalarının insanlık tarihi kadar eski olduğu kabul ediliyor. Kırsal kesimde kendi başlarının çaresine bakmak zorunda olan kimselerin herhangi bir nedene bağlı kırıkları el yordamıyla kaynatmaya dayalı çözüm arayışları yakın zamana kadar geçerliliğini sürdürüyordu. Bugün artık ortopedi, sağlanan bilgi birikimi ve teknolojik gelişmeyle modern tıbbın en önemli branşlarından biri olarak kabul ediliyor.

Tekden Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ünitesi, dünyadaki gelişmeleri izleyerek bu alanda kendilerini sürekli yenileyen uzman hekimlerimiz ve ileri teknolojik donanımla hizmet veriyor. Bu alanda, kemik yapısındaki doğuştan gelen bozukluklar veya travmalara bağlı sorunlar başarıyla tedavi ediliyor.

Neler yapılıyor?


Kayseri Tekden Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ünitesi’nde, uygulama sıklığına göre başlıca şu çalışmalar yapılıyor:

  • Tüm artroskopik operasyonlar
  • Kemik, kırık ve eklem çıkıkları onarımı ve tedavisi
  • Kemik eğikliklerinin düzeltilmesi
  • Uzatma ameliyatları
  • Doğuştan kalça çıkığı ameliyatları
  • Çarpık ayak operasyonları
  • İleri düzeydeki kireçlenmeler için total diz ve kalça protez ameliyatları

Burkulma

Günlük yaşamda burkulmalar sık rastlanan sağlık sorunları arasında yer alıyor. El ayak bileklerinde çok sık görülen burkulmalar tedavi edilmedikleri takdirde kalıcı ciddi sorunlara dönüşüyor.
Ayak bileği burkulması ayağın yere istenilenden farklı şekilde basmasıyla oluşuyor. Bu sırada bilek kısmında dönme oluyor ve buna bağlı olarak ta ayak bileği çevresindeki bağlar yırtılıyor. Burkulmanın şiddetli olması halinde ayak bileği kemiklerinde kırılmalar meydana gelebiliyor.

Kırılma halinde cerrahi tedavi zorunlu oluyor.

Çarpma ya da düşme nedeniyle burkulma olduğunda şiddetli bir ağrı ve morarma oluşuyor. Kırık olmadığı takdirde burkulma, dıştan tedaviyle çözümleniyor.

Ancak, tedavinin zamanında ve gerekli sürede yapılmaması halinde ağrılar yatışsa bile burkulma kronikleşebiliyor.

Ayrıca, ciddi bir bağ yırtığı veya kemikte kırılma olabileceği ihtimalinin de göz önünde tutulması gerekiyor. Burkulma halinde teşhis ve doğru bir tedavi için ortopediste başvurulması gerekiyor.

Uzatma ameliyatları

Kayseri Tekden Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ünitesi’nde kemik uzatma operasyonları da başarıyla gerçekleştiriliyor.
Kemik uzatma ve düzeltme girişimleri doğumsal hastalık, kemik kayıpları veya travmalar sonrası gelişen kol ve bacak eşitsizliği olan çocuk ya da erişkin hastalarda (3-70 yaş) uygulanabiliyor. Uzatma işlemleri dokuların kendilerini yenileme yeteneğine dayandığı için her hastada aynı sonucun alınması mümkün olmuyor.

Cerrahi girişimle kemik kesilerek tedrici olarak uzatılıyor ve uzatma bölgesinde önce bağ dokusu, daha sonra da damarlanan bu dokuda kemikleşme oluşuyor. Normal kemiğin yüzde 15’i ile yüzde 100’ü kadar uzatma sağlanabiliyor. Uzayan bölümdeki kemiğin normal kemikten herhangi bir farkı bulunmuyor.

Kemik uzatma operasyonu için öncelikle, hastanın böyle bir ameliyata uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekiyor. Bu da bir dizi incelemeyle yapılıyor. Uzun süreli bir operasyon olan kemik uzatma işleminde başarı, konusunda uzman hekim ve uygun teknik donanımla sağlanıyor.

Atroskopik Diz Cerrahisi

Türkiye’de ve dünyada kapalı kamera sistemleri ile diz eklemi açılmadan menisküs lezyonları, bağ lezyonları, kıkırdak lezyonları tedavi edilebilmektedir. Bu sistemle hastanın eklemi, kıkırdağı, cilt ve adale dokuları zarar görmemekte ve hasta en fazla 24 saat hastane şartlarında kalmakta, aynı gün yürüyerek taburcu olmaktadır. Tekden Hastanesinde bu ameliyat tekniği uygulanmaktadır.

Psikoloji

 

 

Psikoloji Nedir?


Psikolojii; psyche (Nefes, ruh, zihin) ve logos (düzenli söz, bilgi) kelimesinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Kelime anlamı ruh bilgisidir ancak gerçek manada organizmanın davranışlarını inceleyen pozitif bir bilim dalını ifade eder.

“İnsan – Davranış – Zihinsel oluşumlar” Üçlemesi

Organizma: Geniş anlamıyla her türlü canlıdır. Psikolojinin organizma terimi olarak bahsettiği hayvan ve insandır. Psikolojinin asıl amacı insanı incelemektir. Bazı nedenlerle (deney aracı olarak, insan davranışlarıyla karşılaştırmak amacıyla) hayvanlar da psikolojinin konusu olmuştur.

Davranış: Organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak gözlenebilen tüm etkinlikleridir. Ağlamak gülmek, yemek, içmek, konuşmak gibi eylemler birer davranıştır. Bu davranışlar doğrudan doğruya gözlenebilir. Rüya görmek, öğrenmek, hayal kurmak, düşünmek, duygulanmak gibi bazı davranışlar da dolaylı olarak gözlenebilir : rüyanın anlatılması, düşüncenin konuşmayla açıklanması gibi.

Zihinsel Oluşumlar: İşte “bu davranıştır” dediğimiz : insanların yapıp etmeleri, davranışın gözlenebilir yanıdır. Davranışın ortaya çıkması için insanın zihninden birşeylerin (düşünme, problem çözme, duygulanma anlama algılama vb.) geçmesi gerekir. Bu işlemlere zihinsel oluşumlar adı verilir.

Hastanemizin “Psikoloji Polikliniği”nin ilgilendiği alanlar şunlardır

  • Depresyon
  • Panik Atak
  • Kaygılar (Anksiyete)
  • Takıntılar (OKB)
  • Korkular (Fobi)
  • Vajinismus
  • Stres
  • Aile Danışmanlığı
  • Çocuk Psikolojisi
  • Eğitim – Öğretim Danışmanlığı
  • Ergen Psikolojisi
  • Şizofreni
  • Mani
  • Bipolarite
  • Disosyatif Bozukluklar
  • Bağımlılıklar
  • Kronik yorgunluk
  • Unutkanlık
  • Travmalar
  • Onkolojik vakalar
  • Sebepsiz ağrılar
  • Konversiyon bozukluklar
  • Çoklu Zekâ Testi
  • Gelişim Testi
  • Dikkat Testi
  • Kişilik Testi
  • Psiko-Terapi
  • Yaşam Koçluğu

Üroloji


Kayseri Tekden Hastanesi Üroloji Kliniği, uzman hekim kadrosu sorumluluğunda, halkımıza, gelişmiş teknoloji ürünü modern cihazlarla çağdaş sağlık hizmetleri sunuyor.
Üroloji Kliniği’nde gelişmiş teknolojik donanıma sahip Laboratuvar Ünitemizin desteğiyle kadın, erkek ve çocuklarda görülebilen rahatsızlıkların teşhis ve tedavileri başarıyla gerçekleştiriliyor.

Neler yapılıyor?


Kayseri Tekden Hastanesi Üroloji Ünitesi’nde teşhis ve tedavileri yapılarak çözümüne katkı sağlanan sağlık sorunları şöyle sıralanıyor:
Üro-Onkoloji (Ürolojik Tümerler) kapsamında;

  • Prostat büyümesi
  • Prostat kanseri
  • Mesane tümörleri
  • Yumurtalık-testis tümörleri
  • Böbrek ve böbrek üstü bezi tümörleri

Androloji kapsamında;

  • Erkeklerde kısırlık nedenleri (Varikosel vb.)
  • Cinsel fonksiyon bozuklukları (iktidarsızlık, erken boşalma)
  • Cinsel yolla bulaşan hastalıklar

Üro-Jinekoloji kapsamında;

Kadınlarda idrar problemleri

  • İdrar kaçırma
  • Mesane sarkması
  • İdrar yolu enfeksiyonları

Çocuk Ürolojisi kapsamında;

  • Sünnet
  • İdrar yolu anormallikleri
  • Testis sorunları, inmemiş testis, şişlik vb
  • Gece işemeleri

Nöro-Üroloji kapsamında;

  • Nörolojik kökenli mesane hastalıkları
  • Felçlere bağlı idrar sorunları

Kadın Hastalıkları ve Doğum


Kayseri Tekden Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ünitesi’nde, kadınların yaşam kalitelerini olumsuz etkileyen, fiziksel ve ruhsal sağlıklarını tehdit eden hastalıkların tanı ve tedavileri başarıyla gerçekleştiriliyor. Yataklı tedavi hizmeti veren ve acil başvurulara da açık olan Kadın Hastalıkları ve Doğum Ünitemizin, hizmet yelpazesi 24 saate yayılıyor.

Tedavi edilen hastalıklar

Başvuru sıklıkları dikkate alınarak yapılan bir değerlendirmeyle ünitemizde tedavisi yapılan kadın hastalıkları şöyle sıralanıyor:

  • Kadın iç ve dış genital organlarına ait doğumsal ve sonradan olan yapısal defektler
  • Genital kanal enfeksiyonları
  • İdrar kaçırma
  • Adet düzensizlikleri ve anormal vajinal kanamalar
  • Doğum kontrolü yöntemleri
  • Cinsel yolla bulaşan hastalıklar
  • Cinsel organ sarkmaları vb. hastalıklar

Doğum Servisimiz

Anne adaylarının hamilelik dönemlerindeki yaşam programlarının düzenlenmesi ve takibi büyük önem taşıyor. Düzenli kontrol içeren bir hamilelik kadın için olduğu kadar bebeğin sağlığı için de gerekiyor.
Ünitemiz, hamilelik dönemi bakımına “Sorunsuz bir hamilelik geçirmek ve sağlıklı bir çocuk sahibi olmak her kadının hakkıdır” anlayışıyla yaklaşıyor.
Bunun için ; hamilelik sürecinde, gerek annenin, gerekse bebeğin sağlık ve gelişmesinin takibi, bir anormallik olup olmadığının tespiti gerekiyor.

Takip işlemleri, Doğum Ünitesi sorumluluğunda yürütülen test ve tahlillerle sağlanıyor. Elde edilen verilere bakılarak, gerekli görülürse, anne ve bebeğin sağlığı için tedaviler uygulanabiliyor. Düzenli kontrollerden sağlanan bilgilere bakılarak, doğum için gerekli önlemler titizlikle alınıyor.

Doğum Ünitesi’nde şu sağlık hizmetleri veriliyor:

  • Doğum öncesi periyodik bakım
  • Hareketi kısıtlamayan ağrısız doğum (Epidural anestezi altında doğum)
  • Yüksek riskli gebeliklerin takibi
  • Tekrarlayan gebelik kayıpları
  • Intrauterin gelişme geriliği tedavisi
  • Çoğul gebelik tedavisi
  • Gebelikte ortaya çıkan şeker hastalığı veya yüksek tansiyon tedavisi
  • Gebelikte görülen kanamaların tedavisi

Ağrısız doğum

Doğum; bir kadın için yaşamının en önemli kavşağı kabul ediliyor. Bedensel ve yaşamsal bir değişimi getiriyor.
Günümüzde birçok kadın bu değişimi en rahat biçimde yaşamak istiyor. Bu doğrultuda yapılan çalışmalarla bugün ağrısız doğum dönemine geçilmiş bulunuyor. Epidural anestezi ile doğum ağrısı ortadan kaldırılıyor. Ağrısız doğum aynı zamanda hareket kısıtlaması getirmeyen bir yöntem olma özelliği de taşıyor.

Uygulanma Şekli

Epidural anestezi, deneyimli bir anestezi uzmanı tarafından, kolayca uygulanabiliyor. Doğum sancıları başlayınca uygulanan bu yöntem hem anne adayı hem de bebeği için son derece güvenli kabul ediliyor. Sancı başladığında, oturur durumdaki anne adayına belinden yapılan bir iğne ile lokal anestezi uygulanıyor. Verilen madde ile ağrı gideriliyor.

Anne adayı ve çocuk, bu süreçte doğum uzmanı ve anestezi uzmanının kontrolü altında bulunuyorlar. Anne adayı, normal doğum sırasında ağrıları hissetmeden son derece rahat bir doğum yapabiliyor. Sezaryen gerektiği zaman da anne adayı, gereksiz yere narkoz almadan, uyanık olarak, ama, hiç acı hissetmeden ameliyat edilebiliyor. Ayrıca bu yöntem ile sezaryen sonrası oluşacak ağrıları azaltmak ve Hastanemizde kalış süresini kısaltmak da mümkün oluyor

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon


Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesi, hareket sistemi hastalıklarının tedavisi ve bozulan fonksiyonlarının eski haline getirilmesi için çalışıyor. Hastalıkların tedavileri için sıcak, soğuk uygulamalar, elektrik akımları, masaj ve egzersizler gibi çeşitli fizik ajanlar kullanılır.

Rehabilitasyon

Rehabilitasyon; hasta ve sakat olan bireylerin yaşam kalitelerini sağlıklı insanların yaşam kalitelerinin düzeyine getirmek için yapılan çok yönlü çalışmalardan oluşur. Uzun bir süreç olan rehabilitasyon bir ekip çalışması ile yapılır.
Rehabilitasyonun, hastaların genel tıbbı tedavilerinin yanında mutlaka yer alması gerekir. Aksi takdirde, hastalar tıbben iyileşseler de fonksiyonel olarak tam bağımsız olamazlar ve başkalarının desteğine muhtaç olarak yaşamlarını sürdürmek zorunda kalırlar.

Rehabilitasyon, kişinin normal yaşama adapte olmasını kolaylaştırır.
Kayseri Tekden Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Departmanları 3 ana bölümden oluşmaktadır: Poliklinik ünitesinde fizik tedavi ve rehabilitasyon doktorları her gün çok çeşitli sorunları olan -bel ağrısı, osteoartrit, fibromyalji, vb.- hastalara hizmet verirken öte yandan da diğer bölümler doktorlarından gelen konsültasyon taleplerini de değerlendirmektedirler. Rehabilitasyon ünitelerinde ise her gün yaklaşık 50 civarında hastaya tedavi uygulanmaktadır. Ayrıca, yataklı ünitede ise gerek duyulduğunda hastalar yatırılarak tedavi edilmektedir.

Hangi hastalar yararlanıyor?

Departman nörolojik rehabilitasyon, ortopedik rehabilitasyon ve romatizmal hastalıklar alt dallarında da hizmet vermektedir.

Nörolojik Rehabilitasyon

Kayseri Tekden Hastanesiznde hastalar geçirmiş oldukları her tür nörolojik operasyon sonrasında rehabilitasyon programları uygulanmaktadır.

Ortopedik Rehabilitasyon

Tekden Hastanesinde başarı ile uygulanan atroplasti ve atroskopik bağ tamiri operasyonları sonrasında hasta takipleri konusunda uzman ekipçe gerçekleştirilmektedir.

Romatizmal Hastalıklar


Osteoporoz, romatoid atrit, osteoartrit gibi hastalıklarda tüm laboratuvar, görüntüleme yöntemlerinin yardımı ile teşhis ve tedaviler başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Ayrıca lomber-servikal disk hernileri başta olmak üzere çeşitli kas-iskelet sistemi hastalıklarında gerekli tedavi uzman hekimlerce yönlendirilen rehabilitasyon ekibimizce uygulanmaktadır.
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesi’nde ortopedi ve beyin cerrahisi ünitelerinde gerçekleştirilen ameliyatların sonrasında gelişen ağrılı hareketin düzeltilmesi; bel, boyun ve kemik sağlığının korunmasının eğitimi verir.
Romatizmal hastalıkların medikal ve fizik tedavi programları her hastaya göre planlanır, hastaların yaşam kalitelerini artırmak için eğitim programları hazırlanıyor.

Ev içi egzersiz programları


Nörolojik hastalıklara bağlı hareket bozuklukları uygun rehabilitasyon programları ile ele alınıyor, hasta ve yakınlarına ev içi egzersiz programları oluşturuluyor.
Program çerçevesinde birey, hareketlerini kısıtlayan fiziki olumsuzlukları ortadan kaldıracak çalışmaları ev ortamında yapabiliyor.

Hizmet Alanı


Kayseri Tekden Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesi’nde şu konularda hizmet veriliyor:

  • Boyun ve bel ağrılarının teşhis ve tedavisi yapılıyor.
  • Boyun ile bel fıtığının teşhis ve tedavisi yapılıyor. (Bu bölgelerin ameliyatlarından sonra gelişebilecek hareket kısıtlılıklarının ve ağrının tedavisi planlanıyor.)
  • Omuz, diz, kalça, dirsek, bilek, el ağrıları; bu bölgelerin kireçlenmeleri, hareket kısıtlılıklarının tedavisi sağlanıyor. (Bu bölgelerin ameliyatlarından sonra hareketin geri kazandırılması için rehabilitasyon programları düzenleniyor.)
  • Halk arasında eklem romatizması olarak bilinen romatoid artrit ile yine halk arasında bambu hastalığı olarak bilinen ankilozan spondilit gibi romatizmal hastalıkların fizik tedavi ve rehabilitasyonu bu ünitede yapılıyor.
  • Son yıllarda stres ve hareketsizliğe bağlı olarak görülme sıklığı artan kronik yorgunluk ve ağrının yanı sıra yumuşak doku romatizması olarak da bilinen fibromiyalji sendromunun da tanı ve tedavisi fizik tedavi ve rehabilitasyon ünitesinde gerçekleştiriliyor.
  • Özellikle yaşlanmaya bağlı olarak kemik dokusundaki yoğunluğun azalmasıyla ortaya çıkan bilekte ve kalçada kırığa neden olan osteoporoz hastalığının tanı ve tedavisi büyük önem taşıyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesi’nde osteoporozun tanı ve tedavisi yapılıyor, koruyucu ve tedaviye yönelik egzersiz programları düzenleniyor.
  • Felç, travmatik beyin yaralanmaları, motor nöron hastalıkları gibi nörolojik hastalıkların rehabilitasyonu yapılmaktadır.
  • Sağlıklı yaşamın vazgeçilmez parçalarından biri olan spor sırasında oluşan burkulma, incinme, kas güçsüzlükleri gibi birçok spor yaralanmasının rehabilitasyonu burada planlanıyor.
  • Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşlı nüfusun oranı hızla artıyor. Yaşlılık dönemi hastalıklarından korunmada yaşlıların günlük yaşam aktiviteleri düzenleniyor ve destekleniyor.
  • İdrar kaçırma veya tutamama şikayeti olan hastalara özel rehabilitasyon programı hazırlanıyor.
  • Çene ekleminde ağrı veya hareket açısından şikayeti olan hastaların eğitimi ve rehabilitasyonu planlanıyor.
  • Yüz felci geçirmiş hastaların fizik tedavisi ve rehabilitasyonu sağlanıyor.
  • Duruş bozuklukları tanısı, tedavisi ve neden olabileceği hastalıklar ve bozukluklar hakkında hastalara eğitim veriliyor.

İdrar Tutamada Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyonu

İstemsiz idrar tutamama tüm kadınların yarısını zaman zaman ve 60 yaş üstündeki kadınların yarıdan fazlasını ciddi şekilde etkileyen ve yaşam kalitesini düşüren önemli bir sorundur. Programımızın amacı cerrahi tedavi gerektirmeyen, ameliyat olmak istemeyen hafif ve orta şiddetteki hastalarda idrar tutamamayı kontrol altına almak ve konforlu yaşam sağlamaktır. Programımız hasta ve mesane eğitimini, fizik tedaviyi akımlarıyla ve leğen kemiği tabanı kaslarını güçlendiren egzersizleri kapsamaktadır.

Anestezi ve Reanimasyon


Hastanemizde, tüm cerrahi branşlara ait her koşuldaki hastaya, konusunda uzman anestezi doktorumuz hizmet vermektedir. Çocuk Cerrahisi, Doğum, Jinekoloji, Ortopedi, Kulak-Burun-Boğaz ve Göz Bölümleri`ne ait anestezi uygulamalarıyla beraber, her türlü cerrahi branşa uygun genel anestezi, epidurol ve spinol anestezi, blok anestezisi uygulanmaktadır. Ayrıca ağrısız doğum ve ağrı tedavisi yapılmaktadır.

Genel anestezi`de hastanın solunumu dahil tüm yaşam fonksiyonlarının bir biçimde devamlılığı anestezi doktorunun bilgi ve becerisi ile sağlanır. Anestezi dokturu anestezi boyunca cihaz ve monitörlerden yararlanarak hastanın en güvenli koşullarda kalmasını sağlar.

Santral (epidural, spinal) veya periferik (pleksus blokları) sinir blokları ile yapılan rejyonel anestezi tipinde vücudun bir bölgesi ağrıya duyarsız bir hale getirilerek ameliyat ortamı sağlanır.
Sedo-analjezi olarak adlandırılan anestezi türünde ise damar yolu ile sakinleştici-ağrı kesici ve bu olayları hatırlamayı engelleyici ilaçlar verilerek uykulu bir hale gelen hastada ameliyat yerini ilgilendiren sinirler ilaçlar ile bloke edilip uyuşturularak ameliyat ortamı yaratılır.

Hastanemizde, Çocuk Cerrahisi, Doğum, Jinekoloji, Ortopedi, Ara Kulak-Burun-Boğaz, Üroloji ve Göz Bölümleri`ne ait anestezi uygulamaları bu konularda deneyimi olan anestezi doktorlaru tarafından yapılmaktadır.

Anestezi doktoru hastaya uygun anestezi tipini uygularken, ameliyat lokal dahi olsa cerrahi girişim boyunca tüm yaşamsal fonksiyonları takip ederek, vücudun istem dışı gelişen reflekslerine ilaç ve aletler ile gerektiğinde müdahalelerde bulunur. Yeterli sıvı ve kan basıncı ve akım düzenlemesini yapar. Hastanın, ameliyat sonrası ağrısız, şikayetsiz ve sorunsuz bir şekilde yatağına veya eve gitmesini sağlar.

Kayseri Tekden Hastanesinde, anestezi doktoru denetiminde, ameliyatın gerçekleştirilmesi en düşük riskli girişimdir. Güvenlik için ilk koşul hastanın anestezi doktoru tarafından değerlendirilmesidir. Hastanemizde anestezi muayenesinden geçen hastanın genel durumu doğrultusunda anestezi doktorunun isteyeceği laboratuvar tetkikleri önem taşır. Sonuçlar doğrultusunda hasta anesteziye hazırlanır ve yukarıda sıraladığımız değişik anestezi tekniklerinden birisinin uygulanması ile ameliyat yapılır.

Anestezinin güvenle verilmesinde bilgi ve tecrübenin yanında uygulama cihazları ve hasta verilerini içeren bilgi ekranları önemli yer tutar. Tıp Merkezimizde kullanılan bilgi ekranları dünyadaki en yeni ve modern hastanelerde bulunan bilgi iletişim sistemlerine sahiptir.

Yoğun Bakım


  • Ani kalp ve solunum durmaları, Kafa beyin travmaları, Omurilik travmaları
  • Genel beden travmaları,
  • Her türlü şoktaki hastalar,
  • Akut solunum yetersizlikleri, (Akciğer travması, akciğer ödemi),
  • Kronik solunum yetersizlikleri (KOAH),
  • Ağır metabolik bozukluklar ve Asit- Baz dengesizlikleri,
  • Sinir sistemi hastalıkları(Beyin kanaması vb),
  • Kas hastalıkları (Myasteni, ALS vb),
  • Sıvı elektrolit bozuklukları,
  • Her türlü zehirlenmeler ,
  • Büyük ve uzun süren özellikli ameliyatların sonrası,
  • Gebelik zehirlenmeleri, Tetanoz

Yoğun Bakım Ünitemiz Hakkında

Kayseri Tekden Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi, yoğun bakıma ihtiyacı olan hastaların bakım ve tedavilerini sağlamak amacıyla kurulmuştur. Son derece modern cihazlarla donatılmış olan bu bölümde gerekli her türlü müdaheleler yapılabilmektedir. Yoğun Bakım Ünitemiz, tam donanımlı 11 yatağı ve 24 saat tam kadro çalışan personeliyle hizmet vermektedir. Hastalarımız 24 saat takip altında olup; bakım ve tedavileri deneyimli yoğun bakım hekimleri, hemşireleri ve yardımcı personelleri tarafından sürdürülmektedir.

Bekleme Salonu

Yoğun Bakım Ünitesine ait bir bekleme salonu yoktur. Hasta yakınlarının bu nedenle Hastanemizin bekleme salonunda beklemeleri gerekmektedir. Hastanız için herhangi bir şey gerekli olduğunda, size buradan ulaşılıp haber verilecektir. Gece hasta yakınlarının kalacağı bir yer olmadığından acil bir durum olmadıkça haber verip eve gidebilirsiniz.

Merak Ettikleriniz

Üniteye girdiğinizde hastanın üzerinde ve yanında çok miktarda kablo ve cihazlar görebilirsiniz. Bu makineler, her hasta için vardır. Bu makineler sayesinde devamlı olarak aşağıdaki takipleri yapmaktayız.

Yoğun Bakım Servisi

  • Tansiyon (Kan basıncı)
  • Nabız,
  • Solunum EKG (kalp atım ritmi),
  • Kanın oksijen düzeyi
  • Vücut ısısı

Hastanızın yanında gördüğünüz büyük cihaz, hastanın solunumunu sağlayan bir alettir. Kendi kendine nefes alamayan ya da nefesi (solunumu) yetersiz olan hastalar bu alete ihtiyaç duyarlar. Yoğun bakım servislerinde, hastalarımız genellikle uyutulmaktadır. Bunun sebebi bazen tedavinin gereği bazen de hastalarımızın yoğun bakım ortamına uyum sağlayabilmeleri ve ağrı çekmemeleri içindir.

Hastanızın Gereksinimleri

Hastanızın tüm vücut gereksinimleri yoğun bakım ekibi tarafından desteklenmektedir.

Solunum: Kendi solunumu yeterli olan hastalara oksijen maskesi ile oksijen desteği sağlanır. Solunumu yeterli olmayan hastalarda solunum cihazına bağlanmaktadır. Hasta solunumu yeterli oluncaya kadar makineye bağlı kalır.

Beslenme: Hastalarımızın çoğu ağızdan beslenememektedir. Burunlarından bir boru (nazogastrik sonda) takılır ve bununla özel zenginleştirilmiş gıdalar verilerek beslenir. Bu şekilde beslenemeyecek hastalarımıza ise damardan serum vererek beslemekteyiz.

Hijyen (Temizlik): Hemşirelerimiz ve personellerimiz tarafından hastanızın genel beden temizliği yapılmaktadır. Hastalarımıza günde 2 defa vücut banyosu (silerek), ağız, göz ve yüz bakımları, saç banyoları, erkek hastaların tıraşları yapılmaktadır.

Tuvalet: İdrar miktarı, hastalarımızın durumunu değerlendirebilmek açısından bizim için önemlidir. Bu nedenle, hastalarımızın hepsinde idrar sondası takılıdır. Gaita ise sürgü veya hasta altı bezi ile alınır.

Göğüs Hastalıkları

 

 

Sigara


Sigara kullanımı başta kronik bronşit, akciğer kanseri, iskemik kalp hastalıkları, hipertansiyon olmak üzere pek çok hastalığın oluşmasında risk faktörü olarak rol oynamaktadır.

Akciğer Kanseri

Akciğer kanseri erkeklerde en sık görülen ve her iki cinste en sık ölüme neden olan kanserdir. Günümüzde kalp ve damar hastalıklarından sonra en önemli ölüm nedenidir. Akciğer kanserinin gelişmesinde rol oynayan en önemli etkenin sigara olduğu kanıtlanmıştır. Akciğer kanserinin erken tanısı tedavi başarısı ve sağkalım açısından büyük önem taşımaktadır. Şu anda Amerika ve Kanada'da akciğer kanseri tanısı konan hastaların 5 yıllık yaşam şansı ortalama %15 dir. Bu, akciğer kanserinin erken dönemde şikayete neden olmamasından ve doktora başvurmayı gerektirecek öksürük, nefes darlığı, kanlı balgam gibi şikayetler ortaya çıktığında artık hastalığın büyük sıklıklta ileri evrede olmasından kaynaklanmaktadır. Akciğer kanseri tanısı erken evrede (evre I ) konulduğunda 5 yıllık yaşam şansı %70 lere çıkmakta, kanser tanısı kitle 1 cm'den küçükken konulduğunda bu oran %80-85 düzeyine kadar ulaşmaktadır. Bu verilerden yola çıkarak erken tanının önemi tartışma götürmez bir gerçektir ve tedavi başarısı ile sağkalım açısından büyük önem taşımaktadır.

Astım

Astım hava yollarının kronik inflamatuar bir hastalığıdır. Astımlı hastaların hava yolları, sağlıklı insanlarınkinden daha dardır. Bu nedenle temiz havanın akciğerlere girmesi, kirli havanın ise çıkması zorlaşmıştır. Özellikle gece veya sabaha karşı artan öksürük, hırıltı ve nefes darlığı şikayetlerinden bir veya birkaçı ile kendini gösterir. Allerjik bireylerde saman nezlesi (allerjik rinit) ile birlikte görülebilir. Allerjik rinit burun akıntısı, burun tıkanıkığı, burun kaşıntısı ve hapşırma gibi şikayetler ile kendini gösterir.

Çocuk Cerrahi


Kliniğimizde yenidoğandan başlayarak ergenlik döneminin sonuna kadar tüm bebeklik, çocukluk ve ergenlik çağı boyun bölgesi, göğüs kafesi, solunum, mide-barsak, karaciğer-safra yolu, üreme ve idrar yolunun doğumsal ve edinsel cerrahi problemlerinin tedavisi yapılmaktadır.

Kasık fıtığı, kordon kisti, hidrosel, inmemiş testis ve hipospadias gibi hastalıkların ameliyatları hastalar hastanede yatırılmaksızın günübirlik ameliyat uygulaması şeklinde yapılmaktadır.
Ameliyatlar dünya üzerindeki mevcut tüm teknolojik cihazlar ile donatılmış ameliyathanemizde, Çocuk Anestezisi konusunda uzmanlaşmış anestezi ekibi ile birlikte gerçekleştirilmektedir.

Solunum yollarının sık karşılaşılan sorunlarından nefes borusuna yabancı cisim kaçması, akciğer zarı iltihabı (ampiyem), edinsel ve sonradan gelişmiş akciğer genişlemeleri (lober amfizem), kist ve kitlelerinin tedavisi kapalı ve açık yöntemlerle gerçekleştirilmektedir.

Mide kapakcığı yetersizliği (gastroözefajiyal reflü), mide çıkımı tıkanıklıkları, doğumsal aganglionik megakolon (Hirschsprung Hastalığı), doğuştan makatın kapalı olması (anorektal malformasyonlar) gibi mide-barsak sistemini hastalıklarının, safra kesesi taşları ve iltihaplarının (kolesistit), safra atımını engelleyen safra yollarının doğumsal yokluğu ve balonlaşmasının tedavisi kapalı ve açık yöntemlerle gerçekleştirilmektedir.

Doğumsal ve edinsel gelişmiş böbrek, idrar yolları ve mesane hastalıklarının, tedavisi kapalı ve açık yöntemlerle gerçekleştirilmektedir.

Göz

 

 

Katarakt Nedir ?


Katarakt, saydam olan göz merceğinin saydamlığını kaybederek görmenin azalmasıdır. Gözün renkli tabakası irisin arkasında yer alan ve saydam bir yapı olan göz merceğinin, görme işlevinde önemli bir rolü vardır. Göz merceğinin saydamlığının azalması, yani katarakt söz konusu olduğunda görme netliği azalacak, hasta bulanık görecektir. Kataraktlı gözlerde görme bulanıklığı, kataraktın derecesine göre, az bulanık görmeden başlayarak sadece ışık görecek dereceye kadar çok değişik seviyelerde olacaktır.

Katarakt İki Gözde Birlikte Mi Ortaya Çıkar?


Katarakt, çoğunlukla iki gözü de etkileyen bir rahatsızlıktır. Bazen her iki gözde birlikte başlar ve birlikte ilerleyerek her iki gözün de eşit derecede etkilenmesine sebep olur. Bazen de katarakt tek gözde başlar. Ancak diğer göz tam görüyorsa hasta, katarakt ilerleyene kadar o gözün az gördüğünü farketmeyebilir; ya da hasta görmesinde bir değişiklik olduğunu farkedince, bunun gözlük numarasının değişmesine bağlı olduğunu zannederek doktoruna başvuracak ve muayenede katarakt olduğu ortaya çıkacaktır.

Kataraktın Belirtileri Nelerdir ?

Katarakt, göz merceğinin değişik bölgelerinden başlar ve buna göre de hasta farklı görme şikayetleriyle doktora başvurur. Hastaların tümünde ortak şikayet, görmenin azalması ve bulanık görmedir. Fakat, hastaların bazısı ışıkta değil, loş ortamlarda daha iyi gördüklerini belirtirler. Bazısı da görmesinin sürekli bulanık olmasından ve giderek daha kötüleştiğinden, bazısı da iyi okuyamadığından şikayet eder. Bazı katarakt türlerinde görülen tipik bir görme şikayeti de gözün miyop hale gelmesidir. Bu hastalar, eskiye göre yakını daha iyi gördüklerini, hatta kitap-gazete okurken yakın gözlüklerine gerek duymadan çıplak gözle daha iyi gördüklerini ifade ederler.

Uzak için hipermetrop gözlük kullanan hastalarda bu gözlüğe ihtiyaç duyulmadığı görülür. Bu hastalar muayene edildiklerinde gözlükleri hipermetrop ise gözlük numarasında düşme, miyop ise numarada yükselme olduğu izlenir. Önceleri, gözlük yardımı olmaksızın yakını daha iyi gördüğünü farkeden hasta, bu durumdan memnun olur. Fakat zamanla görmesinin bulanıklaştığını ve uzak mesafeyi daha kötü görmeye başladığını anlayınca, doktora başvurmak zorunda kalır.

Katarakt Hangi Yaşlarda Görülür?

Katarakt genellikle bir yaşlılık hastalığı olarak bilinir. Bu doğrudur, kataraktlı hastaların %90'ından fazlası 60 yaşın üzerindeki kişilerden oluşur. Fakat, kataraktın sadece yaşlılarda görüldüğü sanılmamalıdır. Katarakt, daha küçük oranlarda olmak üzere her yaş grubunda görülebilir. Örneğin yeni doğan bebeklerde doğuştan katarakt adı verilen bir katarakt türü görülebildiği gibi çocuklarda, gençlerde ve orta yaşlılarda katarakta rastlanabilir. Dolayısıyla, hangi yaş grubunda olursa olsun görme bulanıklığı veya azalması olan bir hastada, akla gelebilecek hastalıklardan biri kataraktdır.

Katarakta Yol Açan Nedenler Nelerdir ?

Katarakta yol açan nedenler çok çeşitlidir. Kataraktların %90 gibi büyük çoğunluğu yaşlılık kataraktı adı verilen ve 60 yaş üzerinde yaşlılığa bağlı olarak oluşan kataraktlardır. Yaşlılık kataraktında, kataraktın nedenini aramaya gerek yoktur. Ancak 50 yaşın altındaki kişilerde görülen kataraktlarda, altta yatan bir sebep mevcuttur. Bu tür kataraktlar soyaçekimle ilgili olabileceği gibi bazı metabolik bozukluklar, travmatik nedenler (göze gelen çeşitli fiziksel darbeler) veya kullanılan ilaçlarla (örneğin kortizonlu ilaçlar) da bağlantılı olabilir.

Bebeklerde Görülen Kataraktın Özellikleri Nelerdir?

Yeni doğan bebeklerde, doğuştan katarakt adı verilen bir katarakt türü görülebilir. Doğuştan katarakt, bir veya her iki gözde de görülebilir. Doğuştan katarakt da genetik olabileceği gibi hamilelik esnasında annenin geçirdiği bazı hastalıklar, kullandığı bazı ilaçlar, röntgen ışınlarına maruz kalma gibi değişik sebeplere bağlıdır. Ayrıca, doğuşta başlangıç halinde olup çocuk yaşta ilerleyen katarakt çeşitleri de vardır. Doğuştan kataraktların tedavisi, yaşlılık kataraktına göre farklılık gösterir. Çünkü doğuştan kataraktlı bebeklerin hemen hepsinde, zamanında ameliyat edilseler dahi görme tembelliği kalır. Ayrıca ilk 2 yaş içinde bebeklerde katarakt alındıktan sonra göziçi merceği yerleştirmenin çeşitli problemlere yolaçabileceği bilindiğinden 2 yaşa kadar olan bebeklerde sadece katarakt alınmakta göziçi merceği yerleştirilmemektedir. Fakat bu bebeklerde görme tembelliğinin oluşmaması için gözlük veya kontakt lens kullanması sağlanmalıdır. 2 yaşından sonraki kataraktlarda ise göziçi merceği kullanılabilir. Yine de bu konuda göz hekimleri arasında değişik düşünceler ve tartışmalar halen mevcuttur. Ancak, uygulama ne olursa olsun, doğuştan kataraktlı bebeklerin görme dereceleri %100'e çıkmamakta görmelerinde hafif, orta veya ağır derecede bir zayıflık kalmaktadır.

Kataraktın Tedavisi Nasıl Yapılır ?


Katarakt'ın bugün için tek tedavi şekli cerrahidir (ameliyattır). Çocuk veya yaşlı kataraktlarının ameliyatlarında teknik olarak bazı faklılıklar olmakla birlikte katarakt ameliyatında yapılan işlem, kataraktın alınıp yerine bir göziçi merceği yerleştirilmesinden ibarettir.

Katarakt Ameliyatı

Katarakt ameliyatı çocuklarda genel anestezi ile erişkinlerde ise lokal anestezi ile yapılmaktadır. Lokal aneztezi enjeksiyonla (iğneyle) veya enjeksiyonsuz (iğnesiz); damla ile yapılabilir. Günümüzde katarakt ameliyatı, halk arasında ''laserle katarakt ameliyatı'' olarak bilinen tıbbi adı ''FAKOEMÜLSİFİKASYON'' veya kısaca ''FAKO'' olarak isimlendirilen bir teknikle yapılmaktadır. Bu teknik, halk arasında ''dikişsiz katarakt ameliyatı'' olarak isimlendirilmektedir. Gerçektende bu teknikte dikiş gerekmemektedir. Dikişli ameliyat olarak bilinen eski teknikte ise ameliyat yeri dikiş ile kapatılmakta idi. FAKO ameliyatı, laserle katarakt ameliyatı olarak bilinmektedir. Fakat burada kullanılan enerji, gerçekten laser enerjisi olmayıp ultrason (ses titreşimleri) enerjisidir. Fako tekniğinde katarakt, ultrason enerjisiyle küçük parçalara ayrılıp emilerek tümüyle temizlenmekte, ancak kataraktın kapsülü yerinde bırakılmaktadır. Yerinde bırakılan kapsülün içine de, göziçi merceği yerleştirilmektedir. Göziçi mercekleri sert, katlanabilir olmak üzere iki çeşittir. Katlanabilir göziçi mercekleri, daha küçük bir kesi yerinden göziçine takılabildiği için birtakım üstünlükleri vardır. Göziçi mercekleri polimetilmetakrilat, akrilik, silikon gibi değişik materyallerden üretilmektedir. Bu materyallerin çeşitli avantaj ve dezavantajları mevcuttur. Cerrah, bunları ameliyat olacak gözün özelliklerini gözönünde tutarak hangi tür göziçi merceği kullanacağını önceden planlar veya ameliyat esnasında da duruma göre plan değişikliği yapabilir.

Glokom (Göz Tansiyonu Yüksekliği) Nedir?

Glokom, göziçi basıncının yükselmesi nedeniyle görme sinirinin giderek zayıflamasına ve böylece görme kaybına yolaçan ciddi bir hastalıktır. Birçok glokom çeşidi vardır. Fakat en sık görülen glokom tipi açık açılı glokomdur.

Glokom Nasıl Teşhis Edilir ?


Özellikle, kronik açık açılı glokom adı verilen en sık görülen glokom çeşidinde, eğer göziçi basıncı çok yüksek seviyelerde değilse hastalık hiçbir belirgin belirti vermeden sinsi olarak seyreder. Bu nedenle hastalığın teşhis edilmesi, ilerlemiş dönemlerinde yapılır.

1. Glokom, çoğunlukla başka bir nedenle, sıklıkla da sıradan bir gözlük muayenesi veya basit nedenlerle doktora başvuran hastalarda yapılan muayene sırasında tesadüfen teşhis edilir. Bu nedenle göz muayenesi sırasında göz tansiyonunun ölçülmesi ihmal edilmemelidir.

2. Ayrıca, bir kısım hastada akut glokom krizi denilen ve göziçi basıncının ani olarak çok yüksek düzeylere yükselmesiyle ortaya çıkan, şiddetli göz ağrısı, başağrısı, gözün kıpkırmızı olması, bulantı, kusma gibi gürültülü bir tabloyla kendini gösterir. Bu durumda teşhis çok kolaydır ve acil tedavi gerekir.

3. Glokom teşhisinde göz doktorlarının klasik olarak birlikte aradıkları üç bulgu gereklidir. Bunlardan birincisi, göziçi basıncının yüksek olmasıdır. Normalde göziçi basıncı 10-20 mm. civa basıncı düzeyindedir. Göz içi basıncının 20 mm civa basıncının üzerinde bulunması çoğunlukla glokom lehindedir, ancak sadece göziçi basıncının yüksek bulunması,glokom teşhisi için yeterli değildir. Çünkü göziçi basıncı 20 mm civanın üzerinde olduğu halde normal olan gözler olduğu gibi, göziçi basıncı 20 mm civanın altında olmasına rağmen glokomlu olan gözler de mevcuttur. Glokom teşhisi için ikinci olarak aranılan bulgu, gözdibi muayenesinde görülen göz siniri tahribatıdır. Üçüncü bulgu da, görme alanı muayenesinde, görme sinirindeki tahribatı gösteren görme alanı bozulmalarıdır. Glokomlu hastalar, göziçi basıncı düzeyi, görme sinirinin ve görme alanının durumu birlikte değerlendirilerek izlenirler ve yine bu bulgulara bakılarak ilaç tedavisine veya ameliyata karar verilir.

Glokom Erken Teşhis Edilmediğinde Görme Kaybına Yolaçan Ciddi Bir Hastalıktır:

Glokom, sinsi bir hastalıktır. Çoğunlukla ileri dönemlere kadar hiçbir belirti vermez ve doktor muayenesi olmadıkça ortaya çıkarılması güç bir hastalıktır. Glokom yavaş seyreden, fakat sürekli ilerleyen ve giderek göz siniri tahribatına yani görme kaybına yolaçan karakteristik bir belirtisi bir belirtisi olmayan kronik bir göz hastalığıdır. Tedavi edilmediğinde kesinlikle görmenin tümüyle kaybına neden olan bir hastalık olduğundan, teşhis edildiğinde hastalığın niteliği ve ciddiyeti, doktor tarafından hastaya ve hasta yakınlarına tüm açıklığıyla anlatılmalıdır. Çünkü hasta, hastalığın ciddiyetinin tam bilincinde olmadığında çoğunlukla tedaviyi sürdürmemekte, bu da görme kaybıyla sonuçlanmaktadır.

Glokomun Değişik Tipleri Var Mıdır ?

Glokom başlıca açık açılı ve kapalı açılı glokom olmak üzere iki tipte görülebilir.

1. AÇIK açılı glokom: Glokomların %85-90'ı bu tiptedir. Açık açılı glokomlu hastalarda hastalık belirgin bir belirti vermeden sinsi seyrini sürdürür ve hasta, hastalığının farkında olmaz. Ancak son döneme yaklaştıkça görmesinin bozulduğunu ve azaldığını farkeder ve doktora başvurur. Fakat bu durumdaki bir hastada, göz siniri büyük oranda tahrip olmuş ve görme alanı çok daralmıştır. Yapılacak tedavi ancak mevcut görmeyi korumaya yardımcı olur. Kaybolan görme geri çevrilmez. Glokom görülme sıklığı özellikle 40 yaşından sonra artış gösterir. Tüm glokomların %90'ı 40 yaşın üzerinde kişilerde görülmektedir. Bu nedenle, 40 yaş üzerindeki kişilerde göz muayenesi sırasında, göziçi basıncının ölçülmesi göz doktorları için bir kural haline gelmiştir. Özellikle ailesinde glokomlu olanlar, kendilerinde glokom olma olasılığının daha yüksek olduğunu bilerek 40 yaşından sonra hiç olmazsa yılda bir kez göz muayenesi olup göz tansiyonlarını ölçtürmelidirler.

2. KAPALI açılı glokom: Glokomlu hastaların %5-10 kadarını oluşturur. Bu tip glokom yukarıda anlatılan ve çoğunluğu oluşturan sessiz gidişli, belirti vermeyen, sinsi glokom tipinin tam tersine çok gürültülü bir tabloyla ortaya çıkar. Açı kapanması glokomu veya akut glokom krizi olarak isimlendirilen bu tabloda, birden gözde şiddetli ağrı, kızarıklık, görmenin bulanıklaşması ve azalması, ışığa hassasiyet, bulantı, kusma belirtileri ortaya çıkar. Bu tabloyla doktora başvuran hastanın göz tansiyonu genellikle 40-50 mm veya daha yüksek civa basıncı gibi çok yüksek düzeylerde bulunur. Bu yüksek göz tansiyonunun acilen ilaç tedavisiyle düşürülüp hastanın ameliyata alınması ve probleminin halledilmesi gerekir.

Aksi halde, hasta doktora başvurmakta gecikirse bu yüksek göz tansiyonu ile birkaç gün içinde tam görme kaybı oluşur. Bu belirtilerin görüldüğü hastanın ağrı kesicilerle ağrıyı azaltmaya çalışmadan, bir an önce doktora başvurması gerekir.


En çok görülen bu iki glokom tipinden başka bir de sekonder glokom adı verilen bir glokom türü mevcuttur. Sekonder glokomda, gözde göziçi basıncının yükselmesine neden olan bir hastalık vardır. Bu, değişik nedenlerle oluşan göziçi kanamaları, göziçi iltahapları, şeker hastalığı, göze gelen darbeler (travma), ileri dönemdeki katarakt gibi çok değişik sebeplerle olabilir.

Glokom Tedavi Edilebilen Bir Hastalık Mıdır?

Glokom teşhis edildikten sonra tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Ancak, zamanında teşhis edilmeyip hastalık göz sinirinde tahribat yapar ve görme derecesini düşürdükten sonra teşhis edilirse, yapılan tedavi ancak mevcut görmeyi korumaya yardımcı olur. Kayıpların geriye getiremez. Bu nedenle hastalar, görme kayıpları oluşmadan, göz siniri tahrip olmadan erken dönemde yakalanırsa görme kaybına engel olunarak kolayca tedavi edilir.

Glokomun Tedavisinde Başlıca Üç Yol Mevcuttur.

1) İlaç tedavisi
2) Laser uygulaması
3) Cerrahi tedavi (Ameliyat)

1. İlaç tedavisi: Glokomun ilaçla tedavisinde kullanılan birçok damla mevcuttur. Bu damlalar değişik mekanizasyonlarla göziçi basıncını düşürürler. Göziçi basıncı düşürülmeye çalışılır. Başarılı olunamazsa, ikinci damla eklenir. Yine göz tansiyonu düşmezse tedaviyi yapan doktorun anlayışına göre üçüncü damla eklenir (bu tartışmalıdır) veya diğer tedavi yöntemlerine başvurulur.

Damla tedavisine başlamadan önce hastada kalb-akciğer rahatsızlığı olup olmadığı araştırılmalıdır. Çünkü glokom tedavisinde kullanılan damlaların bazıları, solunum zorluğuna ve kalbde ritm bozukluklarına yolaçabilir. Bu nedenle bu tür ilaçlar dikkatle kullanılmalıdır. Yine bazı tür glokom damlaları da görme bulanıklığına, gözde ağrıya, başağrısına allerjik reaksiyonlara neden olabilirler. Bir de göziçi basıncının düşürülmesinde kullanılan ve ağızdan alınan bazı ilaçlar (tabletler) mevcuttur. Fakat bu ilaçlar, göziçi basıncını kısa sürede düşürmek için birkaç gün süreyle kullanılan ilaçlardır. Uzun süreli kullanılmaları durumunda kan elektrolit dengenin bozulması (özellikle potasyum kaybı), ellerde, ayaklarda uyuşmalar ve uzun vadede böbrek taşları oluşması gibi yan etkiler ortaya çıkar. Glokomlu bir hastada göziçi basıncı damla tedavisi ile normal düzeyde seyrediyorsa ve sürekli bu düzey korunuyorsa, hasta bu damlaları sürekli ve düzenli olarak hayat boyu kullanmak zorundadır.

2. Laser tedavisi: Glokom tedavisinde, ilaç tedavisine yeterli cevap alınamayan hastalarda laser, ameliyattan önce uygulanabilen bir tedavi seçeneğidir. Laser tedavisi çok yüksek olmayan göziçi basınçlarını normal düzeye indirebilir. Etki süresi genellikle 2-3 yıl kadardır. Sonra göziçi basıncı tekrar yükselebilir. Uygun hastalarda laser, etkili bir tedavi alternatifi olabilir.

3. Cerrahi tedavi (Ameliyat):
Eğer, glokomlu bir hastada göziçi basıncı kullanılan bütün ilaçlara rağmen normal düzeye indirilemiyorsa, göz siniri tahribatı giderek ilerliyor ve görme alanı giderek kötüleşiyorsa ameliyat gerekli olur. Ameliyat gerekli olduğu halde ertelenirse hasta görmesini günden güne kaybeder. Glokom ameliyatı lokal anestezi ile yapılır. Ameliyatta yapılan işlem, gözdışına çıkmakta zorlanan ve böylece göziçi basıncının artmasına neden olan göziçi sıvısının çıkışını kolaylaştırmaktır. Bunun için değişik teknikler mevcuttur. Glokom ameliyatları, eğer hasta bebek veya çocuk ise genel anestezi ile, erişkin hastalarda ise lokal anestezi ile yapılır. Ameliyattan sonra hastanın yatması gerekli değildir. Bazen ameliyattan sonra, göziçi basıncı tekrar yükselebilir. O zaman ikinci kez glokom ameliyatı yapmak gerekebilir. Bazı inatçı glokom türlerinde standart ameliyat teknikleriyle sonuç almak mümkün değildir. Bu durumda da göze bazı tüpler (valfler) yerleştirerek, yüksek göziçi basıncı düşürülmeye çalışılır.

Şaşılık nedir ?

Şaşılık, normalde birbirine paralel olan iki göz ekseninin paralelliğinin bozulması şeklinde tanımlanabilir. Ancak, şaşılık sadece basit olarak göz eksenlerinin paralelliğinin bozulmasından ibaret olmayıp gözlerin birinde veya her ikisinde değişik derecelerde görme bozukluğu da mevcuttur.

İçe Şaşılık


Şaşılık, çoğunlukla içe olmak üzere dışa ve diğer yönlere de olabilir. Şaşılık; genellikle çocuklarda görülen bir problem olup ya doğumdan itibaren mevcuttur veya sonraki yaşlarda belirginleşir. Çocuklarda görülen şaşılık çok büyük oranda içe şaşılık şeklinde olup yine bu çocukların büyük kısmında şaşılık, hipermetropla birliktedir. Burada bilinmesi gereken en önemli nokta, göz kaydığı için görmenin bozuk olmadığı, tam tersine hipermetropinin yani görme bozukluğunun gözün içe kaymasına = şaşılığa yolaçtığıdır. Dolayısıyla içe şaşılığın tedavisinde ilk adım, çocuğa uygun numaralı gözlüğün verilmesidir. İçe şaşılıklı çocuklarda kayma, eğer sürekli olarak tek gözde ise o gözdeki hipermetropi derecesi, diğer gözden (kaymayan gözden) genellikle daha yüksektir ve kayan gözün görme düzeyi kaymayan gözden daha düşüktür. Şaşılıklarda ana amaç, bozuk olan görmeyi gözlüklerle düzeltmektir. Bazı şaşılıklar, sadece gözlük takmakla düzelebilirler. Bu tip içe şaşılıklarda, gözlük çıkarıldığında göz içe kayar, gözlük takıldığında ise kayma tamamen düzelir. Bazı şaşılıklarda ise gözlük takmakla şaşılık tümüyle düzelmez, gözlüğe rağmen göz kaymaya devam eder. Bu tür şaşılıklarda kaymanın tamamen düzeltilmesi için ameliyat gerekli olmaktadır.

Şaşılıkta Görme Tembelliği

Eğer kayan göz, diğer gözden çok daha zayıf görme düzeyindeyse yani görme tembelliği varsa, bu durumda sadece gözlük takılması, görme düzeyinin artması için yeterli olmayacaktır. Bu hastalarda, kaymayan göz, tembelliğin derecesine göre her gün belirli sürelerle kapatılarak kayan ve tembel olan gözün görme derecesinin arttırılmasına çalışılır. İyi gören gözün kapatılması genellikle çocuk tarafından tepkiyle karşılanır. Böylece, kapama tedavisinin uygulanması güçleşir. Burada anne-babaya durumun önemi anlatılıp belki aylarca devam edecek bu uygulamanın sürdürülmesine çalışılmalıdır. Kapama tedavisi, uzun, yorucu ve sabır gerektiren bir uygulamadır. Kapama tedavisiyle tembelliğin azaltılması, özellikle 7-8 yaşlarına kadar etkili olabilmektedir. Bu nedenle, görme tembelliği ne kadar erken yaşta tanınır kapama tedavisine başlanırsa alınacak sonuç da o kadar iyi olacaktır.

İçe şaşılıklar, en çok çocuk yaşta görülmekle birlikte yaşlılarda da olabilmektedir. Fakat yaşlılarda görülen içe şaşılıklar, daha çok gözü hareket ettiren kaslardan birinin felç olmasına bağlıdır. Burada felçden genellikle hipertansiyon ve diabet (şeker hastalığı) sorumludur.

Dışa şaşılıklar, içe şaşılıklara göre daha az sıklıkla görülürler.
Kontakt lensler, miyop, hipermetrop veya astigmatı olan görme bozukluklu hastalarda gözlük yerine kullanılan ve gözün kornea denilen saydam tabakası üzerine takılan daha net görmeyi sağlayan yardımcı araçlardır.
Kontakt lensler büyük çoğunlukla görme amacıyla takıldığı gibi tedavi amacıyla veya kozmetik amaçlarla da kullanılabilir.

Kontakt lensler başlıca sert ve yumuşak kontakt lensler olarak iki gruptur. Sert kontakt lensler sert bir maddeden yapılan lensler olup çapları yumuşak kontakt lenslere göre daha küçüktür. Halk arasında yarı sert veya yarı yumuşak olarak adlandırılan gaz geçiren (gas permeabl) kontakt lensler de bir tür sert lensdir. Yumuşak lensler gibi değişik oranlarda oksijen geçirme özelliğine sahip olduğundan yumuşak lense benzetilmektedir. Sert lenslerin göze adaptasyonu için hastanın bu tür kontakt lensleri her gün giderek artan sürelerde kullanması gerekmektedir.

Yumuşak kontakt lenslerde ise böyle bir adaptasyon periyoduna gerek yoktur. Hasta ilk günden itibaren lensi tüm gün takabilir. Yumuşak kontakt lensler sert lenslere göre daha büyük çaplı olup göze takıldıklarında gözün renkli kısmını kaplayıp göz beyazına taşarlar. Sert kontakt lenslerle yumuşak lensler arasında önemli bir fark da bakım ve korunmalarındaki ayrımlardır. Yumuşak kontakt lenslerin gözden çıkarıldıktan sonra kesinlikle özel bir sıvı içinde bulundurulmaları gerekir. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, yumuşak lenslerin içeriklerinde yüksek oranda su vardır. Sıvı ortamda bulunmadıklarında su kaybederek kururlar ve deforme olarak kullanılmaz hale gelirler. İkincisi de enfeksiyon riskini azaltmak için yumuşak lenslerin dezenfektan bir sıvı içinde saklanmaları zorunluluğudur. Kornea’ya (gözün saydan tabakası) ait bazı rahatsızlıklar da tedaviyi ve iyileşmeyi kolaylaştırmak ve hastanın şikayetini azaltmak için kulanılan tedavi edici yumuşak lenslerde vardır.

Renkli yumuşak lenslerde ya geçirilmiş bir göz hastalığı veya bir kaza sonucu oluşan beyaz leke gibi estetik kusurları kamufle etmek için veya kişilerin,göz rengini değiştirip daha farklı görünme isteğiyle kullanılırlar.

Keratokonus Nedir ?

Gözün en önünde yer alan ve bir kubbe bombeliğinde olması gereken saydam tabakanın bombeliğinin bozulması ve konik şekil almasıdır. Yani keratokonus, "konik şekilli kornea" anlamındadır. Normalde yuvarlak şekilli olan korneanın konikleşmesiyle görme azalır.

Keratokonus'da Görme Neden Azalır ?

Keratokonus hastalığında korneanın şeklinin bozulması, deforme olması, gözde oluşan görüntünün de deforme olmasına, görme netliğinin ve kalitesinin bozulmasına ve görme derecesinin azalmasına neden olur.

Keratokonus'da İlk Belirti Nedir ?


Keratokonuslu gözlerde, başlangıçta astigmat denilen görme bozukluğu ortaya çıkar. Bu, genellikle miyop-astigmat türündedir. Hastalığın ilerlemesi ile birlikte göz gittikçe daha fazla miyop ve astigmat olmaya başlar, özellikle astigmatizma çok ilerler, kornea (saydam tabaka) giderek öne doğru konikleşir ve incelir, düzensiz bir şekil alır. Bu şekil bozukluğuna paralel olarak da gözlükle düzeltilemeyen bir astigmatizma oluşur.

Keratokonus'un Nedeni Biliniyor Mu ?

Keratokonusun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte genetik bir yönü mevcuttur. Keratokonus bir anlamda, korneanın dejeneratif bir hastalığıdır.

Keratokonus Sık Görülen Hastalık Mıdır? Kaç Yaşında Görülür ?


Keratokonus, toplumda ortalama her 2000 kişide bir (1/2000) görülen bir hastalıktır. Ortaya çıkışı genellikle 15-20 yaşlarındadır. Her hastada değişik seyredebilir. Bazen 4-10 yıl ilerler, sonra durabilir. Bazen de hızla ilerler, görme kısa zamanda bozulabilir.

Keratokonus Tedavi Edilebilir Mi ?

Keratokonusda rahatsızlığın dönemine göre değişik tedavi uygulamaları yapılır. Hafif miyopi ve astigmatizmanın bulunduğu erken dönemde gözlükle hasta net görebilir. Hastalık ilerlediğinde artık gözlükle net görüş sağlanamaz duruma gelir. Bu dönemde özel keratokonus lenslerinden (gaz geçirgen kontakt lensler) faydalanır. Hastalar kontakt lens takabildikleri ve görme dereceleri yeterli seviyede kaldığı sürece ameliyata gerek yoktur. Hastalığın ileri dönemlerinde görme derecesi düşer ve kontakt lens takılamaz hale gelir. Bu dönemde ameliyat gerekli hale gelir. İstatistikler, keratokonuslu gözlerin sadece %20'sinde ameliyat gerektiğini göstermektedir. Söz konusu ameliyat, deforme olan merkezi korneanın yerine sağlam bir korneanın nakledilmesidir. Tıbbı adı keratoplasti veya kornea transplantasyonu olan bu ameliyat halk arasında yanlış olarak "göz nakli" ismiyle bilinmektedir. Bu ameliyat bir organ nakli olamayıp doku naklidir. Kornea tabakası (gözün saydam tabakası) damarsız bir doku olduğundan, doku reddi organ nakillerine göre çok azdır.

Çocuklarda En Sık Görülen Göz Rahatsızlıkları:

Görme kusurları (miyop, hipermetrop, astigmat), şaşılık, göz tembelliği, doğuştan katarakt, doğuştan göz tansiyonu (glokom), doğuştan gözyaşı kanalı tıkanıklığı, doğuştan anomaliler, bazı göz tümörleri olarak sıralanabilir.

Bebek Ne Zaman Göz Doktoruna Götürülmelidir?

Anne-baba, bebekte veya çocukta herhangi bir göz rahatsızlığından şüpheleniyorsa hemen bir göz doktoruna başvurmalıdır. Göz muayenesi için bebeğin belirli bir aya veya yaşa gelmesi beklenmemelidir. Bebeklerde ve küçük çocuklarda göz muayenesi genellikle çok güç olmaktadır, fakat imkansız değildir. Eğer bebek çok ağlar ve muayene olmaya kesinlikle karşı koyarsa narkozla muayene edilmelidir. Böylece herhangi bir rahatsızlık varsa erkenden teşhis edilip tedaviye başlanır.

Bebeklerde Ve Çocuklarda Görme Bozuklukları Belirtileri:

Bebekte içe kayma varsa çoğunlukla, hipermetropi ve görme tembelliği ile birliktedir. Bu durumda tedavi için bebeğin büyümesinin beklenmesi yapılabilecek büyük bir hatadır. Çünkü şaşılıklarda, hiç beklenilmeden bir an önce gözdeki bozukluğun ve derecesinin, varsa görme tembelliğinin tespit edilip hemen uygun gözlüğün verilerek uygun tedaviye başlanılması son derece önemlidir. Ayrıca, bebeklerde ve çocuklarda şaşılık olmaksızın görmelerinde bir zayıflık hissedilirse, örneğin çocuk televizyonu çok yakından izliyorsa, kitaba-deftere çok yaklaşarak okuyup-yazıyorsa, gözlerini sürekli kırpıştırıyorsa, başına belirli bir pozisyon vererek görmeye çalışıyorsa, gözlerini kısarak bakıyorsa, bir gözünü kapatarak veya kısarak diğer gözüyle görmeye çalışıyorsa hemen muayene edilmeli ve bir görme bozukluğu teşhis edilirse gözlük takılmalı veya gerekli tedaviye geçilmelidir.

Bebekte Gözyaşı Kanalı Tıkanıklığı:

Yeni doğan bebeğin bir veya her iki gözünde sürekli sulanma ve çapaklanma görülürse, göz yaşı kanallarının doğuştan tıkalı olabileceği düşünülerek bir göz doktoruna başvurulmalıdır. Teşhis doğrulanırsa doktor önce göz yaşı kesesine masaj yapılmasını ve bazı göz damlalarının kullanılmasını tavsiye edecek, sulanma ve çapaklanma düzelmediğinde ise narkoz altında göz yaşı kanalının açılmasını önerecektir. Doğuştan göz yaşı kanalı tıkanıklığı, bebek 18 aylık olmadan önce tedavi edilmelidir. Çünkü 18 aylıktan önce basit bir girişimle düzeltilebilen bu problem için ileri yaşlarda ameliyat gerekli olmaktadır.

Doğuştan Katarakt:

Yeni doğan bebeğin gözbebeğinde beyazlık görüldüğünde, hemen doktora başvurulmalıdır. Bu durum, çoğunlukla doğuştan kataraktın belirtisidir; tek gözde veya her iki gözde olabilir ve ameliyatı gerektiren bir durumdur. Yine gözbebeğinde beyazlık veya parlama ile ortaya çıkan ve bebeklerde görülen bir göziçi tümörü de mevcuttur. Bu durum da acil olarak doktora başvurmayı gerektiren önemli bir hastalıktır.




Acil

 

Tekden Hastanesi acil servisi deneyimli ve dinamik bir kadro ile 24 saat kesintisiz görev yapmaktadır. 

Gündüz hastanede mevcut tüm branşlar tarafından desteklenen acil servis, gece de hastane içinde kendi birimlerinde nöbet tutan anestezi, kadın doğum, çocuk hastalıkları uzmanları tarafından desteklenmektedir. Diğer branşlarda ise nöbet tutan hekimlerimiz acil servisten çağrıldıkları zaman çok kısa bir süre içinde acil konsültasyona cevap vermektedir.

Modern tıbbi cihazlar ile donatılmış olan acil serviste, yatak başı monitörleri olan 6 kişilik bir müşahede odası bulunmakta, hastaların ilk tedavi ve gözlemleri burada yapılmaktadır. Bunun dışında bir travma odası, bir resüssitasyon odası, bir küçük müdahale odası ve bir muayene odası bulunmaktadır.

Acil serviste her türlü tahlil ve radyolojik tetkik, 24 saat boyunca en hızlı şekilde yapılmaktadır. Hastanemizin yoğun bakım ünitesi ve ameliyathanelerinin acil servisten kolay erişilebilir bir konumda olması her branştan acil hastayı kolaylıkla kabul ve tedavi etme olanağı sağlamaktadır.

Patoloji


Patoloji Laboratuvarımız Hizmetinizdedir.

Patoloji, insandan alınan örnekleri (balgam, SMEAR, karın boşluklarından alınan sıvılar, biyopsi ve ameliyat parçaları) inceleyerek hastalıkları oluşturan sebepleri bulan ve hastalıkların kesin teşhisini koyan bir tıp dalıdır.

Kayseri Tekden Hastanesi olarak Patoloji laboratuvarımızda hastalıkları oluşturan sebeplerin bulunması ve bu hastalıkların kesin teşhisine yönelik incelemeleri titizlikle yapmaktayız.

Beslenme ve Diyet

 
 
Doğru ve sağlıklı beslenme doğumdan itibaren başlayıp ölüme kadar süreçte önemli yer tutmaktadır.Günümüzde obeziteye küçük yaşlarda da rastlayabilmekteyiz.Obezitenin de beraberinde diğer hastalıklar ortaya çıkmakta ve yaşam kalitemiz bozulup ömrümüz kısalmakta.
Yapılan araştırmalara göre, yeterli ve dengeli beslenen ve egzersiz yapan kişiler başta kalp olmak üzere bir çok hastalıklardan korunmakta ve daha sağlıklı yaşam sürmekte.
 
Tekden Hastanesi Beslenme ve Diyet polikliniğinde verilen hizmetler; obezite tedavisi, aşırı zayıflık  tedavisi, kronik hastalıkların beslenme tedavisi, hamilelik-emziklilik, çocukluk-ergenlik dönemlerinde özel beslenme planı hazırlama.

Eğer, nasıl besleneceğinizi bilmiyorsanız, bu konuda yardım almanız gerekir.Öncelikle sağlık problemlerinizi ve ilaç tedavinizi doktorunuzla konuşup, diyetisyene başvurarak nasıl doğru ve dengeli besleneceğinizi öğrenebilirsiniz.


www.diyetisyenduygudeniz.com

Laboratuvar


Birçok hastalığın tedavisinde “erken tanı” yaşamsal önem taşır. Bu da günümüzde modern teknoloji ile sağlanmaktadır.. Kayseri Tekden Hastanesi Laboratuvar Ünitesi, ileri teknolojik donanımı ile erken ve doğru tanı konulmasında etkin bir role sahip bulunmaktadır.

Laboratuvar Ünitesi’nde kan, idrar, dışkı ve vücut sıvıları ile ilgili her türlü tahlil yapılabilmektedir.

Neler yapılıyor?

Kayseri Tekden Hastanesi Laboratuvar Ünitesi, tahlil çalışmalarını çeşitli birimlerle yürütüyor.

Biyokimya: Kan, idrar, dışkı ve diğer vücut sıvıları incelenir. Sevk eden hekim veya ünitenin istediği değerlendirmeler kısa sürede yapılarak, raporlanır. Birçok hastalığın tanısında bu verilerden yola çıkılarak doğru sonuca varılır.

Mikrobiyoloji: İdrar kültürü, gaita kültürü, boğaz kültürü, balgam kültürü ve benzeri kültürler gerektiğinde antibiyoğramları gerçekleştirmektedir.ELİSA aplütinasyon ve MEIA gibi yöntemleride içeren serolojik testler yapılmaktadır.

Hematoloji: Kan grubu belirlenmesi, tam kan sayımı, periferik yayma, kanama-pıhtılaşma zamanı ve fibrinojen ölçümü gibi testler kısa sürede yapılır. Hasta sağlığı açısından önem taşıyan inceleme raporları, materyali sevk eden üniteye iletilir.

Hormon: Vücudumuzdaki çeşitli hormonlar,(Tiroid, Hipofiz, Over Testis gibi) incelenerek değerlendirilir. Hormonal dengenin bireyin sağlığı üzerindeki etkileri dikkate alınarak doğru tanı ve doğru tedaviye ulaşılır.

Yenidoğan Ünitesi

Uluslararası hastanecilik standartlarını hedef alan Tekden Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi, aynı katta yer alan ileri teknoloji ile donatılmış bir ameliyathane ve doğum odaları ile birlikte hem siz hem bebeğiniz için modern tıbbın bütün imkanlarını sunmaktadır. Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitemizde, tam gün çalışan yenidoğan yoğun bakım uzmanı denetiminde konusunda uzman personel ile 24 saat eksiksiz hizmet vermekteyiz.